
Muhammed, ilk başta “Ganimetlerin tümü Allah’a ve peygambere aittir” diyor ve ganimetlere el koyuyordu. (Enfal 1). Müslümanlar buna karşı çıkıp ganimetten pay istediler. İtirazlar üzerine ayet geldiğini söyleyip , ganimetlerin 1/5’inin Allah’a ve kendisine ait olduğunu, gerisinin paylaştırılacağını açıkladı. (Enfal 41)
Kimbilir, ayet gelene kadar ne tartışmalar, ne pazarlıklar olmuştur?
Ganimetlerin tamamını kendine ve Allah’a ait olarak görürken 4/5’ünün elden çıkması herhalde Muhammed’in hoşuna gitmemiştir.
Acaba kendi malı, kendi hakkı gördüğü bu ganimetleri paylaştırırken içinden aşırdığı, çaldığı olmuş mudur?
Bir peygamber hırsızlık yapabilir mi?
Başkalarının hakkını, devlet-millet malını kendi zimmetine geçirebilir mi?
Böyle bir olasılık mümkün müdür?
Bir başbakanın, bir cumhurbaşkanının basın açıklamasında durup dururken hırsızlık, yolsuzluk yapmadığını açıklamaya çalışması normal midir?
Eğer bu konuda bir suçlamayla karşı karşıyaysa normaldir.
Örneğin Turgut özal, hakkındaki iddia ve suçlamalar üzerine böyle bir açıklama yapmış ve bir yolsuzluk yaptıysa bunun hesabını öbür dünyada Allah’a vereceğini söylemişti.
Şimdi aşağıdaki ayete bakalım:
Ali İmran/ 161. Bir peygamber için emanete hıyanet olur şey değildir. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa, aşırdığını kıyamet günü boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar da haksızlığa uğramamış olurlar.
Bu ayeti okuyunca “Ben hesabımı Ahiret günü Allah’a veririm” diyenleri hatırlıyor insan. Muhammed de ayette aynen böyle diyor.
“Ganimetten aşırma yaptıysam, kıyamet günü aşırdıklarımı boynumda taşıyıp getiririm, herkes de hakkını alır.” diyor dolaylı olarak. Ortada hiçbir şey yokken böyle bir ayete gerek duyulması mümkün değildir.
Bu ayetin evrensel bir niteliği de yoktur kesinlikle.
Ya Muhammed hakkında ya da bir peygamber hakkında bir iddiada bulunulmuştur. Yani tarihidir, o dönemle ilgili bir konuya mahsustur.
Tabi ki bu ayetin varlığı, Muhammed’in bir aşırma yaptığı anlamı taşımaz. Ama bu tür bir olasılığı akla getirir.
Ayette, hesabın ahiret günü sorulacağı açıklaması ise denetimin önüne set koymaktır.
Yolsuzluk, toplumların en büyük sorunlarından biri iken, denetimsizliği hakim kılıcı ve hesabı Allah’a havale edici çözüm çözüm değildir. Doğrusu, sayımdır, kayıttır, denetimdir.
Halbuki maddi konularla direk olarak peygamberin ilgilenmesi yerine bir komisyona görev verilse ve bu komisyon da denetlenseydi o döneme göre çok daha uygun bir çözüm olur ve sorun yaşanmaz, evrensel olduğu iddia edilen Kur’an’da böyle bir ayete gerek kalmaz, çelişki olmazdı.
Bu ayetin yazılmasına sebep olarak iki olay görülür, biri kayıp kırmızı kadife kumaş, diğeri de 1 kese altın. Bunlar nedeniyle mi yoksa bilmediğimiz başka bir olay nedeniyle mi yazıldığını kesin olarak bilemiyoruz. Bilinen sadece bu iki olay.
527 – İbnu Abbas (r.a.): “Hiçbir peygambere ganimete ve millet malına hıyanet yaraşmaz” (Al-i Imran, 161) ayeti, Bedir savaşı sırasında kaybolan kırmızı renkli bir kadife parçası hakkında nazil olmuştu.
Cemaatten bazısı “Belki de Hz. Peygamber almıştır” demişti ki bunun uzerine yukarıdaki ayet nazil oldu.”
Ebu Davud, el-Huruf ve’l-Kiraat 1,(3971); Tirmizi, Tefsir, Al-i Imran (3012).
Peygamber bir gün ikindi namazını kıldı ve acele ile kalkarak şöyle buyurdu:
” Yanımda kalan Bir Miktar külçe altını hatırladım. Beni bağlamasından hoşlanmadığım için taksim edilmesi bana emredildi.”
Doğru eve giderek, evdeki paraları aramaya başladı. Ama bir türlü bulamıyordu. Ayşe altınları yoksullara dağıttığını söyledi.
Külçe altınların yoksullara dağıtılması ve peygamberin bundan hiç haberinin olmaması… Çok ilginç?!!
Ukbe 273 Buhari
Ganimet konusunda çok sorunlar ve olaylar yaşanmış, öyle ki ganimetlerin adil dağıtılmadığı konusunda peygamberlerine kırıcı sözler söyleyenler, hatta üzerine yürüyüp sıkıştıranlar olmuştur. Bu olaylardan biri de Ci’rane Olayı’dır. Huneyn gazvesinde Müslüman olmalarına rağmen Hevazinlilerin mallarına el konmuş, insanları esir alınmıştır. Elde edilen ganimetlerin dağıtımında yeni Müslüman olanlara kalplerini ısındırmak maksadıyla diğerlerinden daha fazla pay verilmesi ortalığı karıştırmış, Ensar kabilesi kendilerine az pay verilmesini protesto edip Muhammed’i haksızlıkla suçlamıştır. Muhammed, bir sonraki savaşta elde edilen ganimetlerden fazla pay dağıtacağı sözü vererek ortalığı yatıştırabilmiştir.
Peki nedir bu Ci’râne olayı..? Hemen islam ansiklopedisin’den bakalım..
Huneyn Gazvesi’nde elde edilen ganimetlerin dağıtıldığı yer. Mekke ile Tâif arasında, Mekke’ye 9 mil uzaklıktadır (Ezrakī, II, 131). Burada aynı adla anılan bir su kuyusu vardı. Kelime ilk dönem hadis âlimlerinin çoğu tarafından Ciirrâne, tarihçiler ve dilciler tarafından Ci‘râne şeklinde okunmuştur.
Ci‘râne İslâm tarihinde Hz. Peygamber’in ganimetleri dağıtması sırasında çıkan olaylar sebebiyle meşhur olmuştur. Huneyn’de Hevâzin ve Sakīf kabilelerine bağlı kuvvetler büyük bir hezimete uğramış, bir kısmı Evtâs mevkiine çekilirken bir kısmı da Tâif Kalesi’ne sığınmıştı. Hz. Peygamber düşmanı takip için Evtâs’a bir seriyye göndermiş, kendisi de elde edilen ganimetleri Ci‘râne mevkiinde bırakarak Tâif’e hareket edip burayı muhasara altına almıştı (8 / 630).
Tâif muhasarasının kaldırılmasından sonra ganimetlerin muhafaza edildiği Ci‘râne bölgesine dönen Hz. Peygamber, sayıları büyük bir yekün tutan esirleri ve bol miktardaki ganimeti askerler arasında dağıtmadan bir süre bekledi. Niyeti, müslüman olarak kendisine başvuracak Hevâzinliler’e bu ganimetleri iade etmekti. Fakat Hevâzin heyeti geç kalınca bazı münafıklarla İslâmî bir şuura sahip olmayan yeni müslüman olmuş bir kısım bedevîler, ganimetleri hemen dağıtması için Hz. Peygamber’i incitecek şekilde ısrarda bulundular.
Beytülmâl hissesi olarak beşte biri ayrılıp geri kalan esir ve ganimetlerin taksim edilmesinden sonra Hevâzin’den gelen heyet Hz. Peygamber’e müslüman olduklarını söyleyerek esirlerin ve mallarının iadesini istediler. Hz. Peygamber sadece esirleri ashabının rızâsını alıp Hevâzin’e geri vermek isteyince bazı kişiler yine mesele çıkardılar. Ancak kazanılacak ilk zaferde kendilerine bunu fazlasıyla telâfi edecek ganimet vaad edilince muhalefet etmekten vazgeçtiler.
Hz. Peygamber Huneyn’de ele geçirilen ganimetlerden müellefe-i kulûb*a daha fazla pay verdi. Onun bu tasarrufunun, ganimetin beytülmâl hissesi olarak ayrılan ve harcama yetkisi Hz. Peygamber’e ait olan beşte birden mi (humus), yoksa ganimetin tamamından mı olduğu hususunda âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Ebû Ubeyd, fazlalığın onlara humustan verilmiş olduğunu söyler (el-Emvâl, s. 297-298).
Hz. Peygamber’in ganimetten müellefe-i kulûba fazla pay vermesi üzerine bazı müslümanlar sert itirazlarda bulundular. Bu arada ensardan bazı kimseler de Hz. Peygamber’in bu tasarrufundan memnun olmadıklarını belirten sözler sarfederek kendi aralarında dedikodu yaptılar. Durumdan rahatsız olan ensardan Sa‘d b. Ubâde, bu sözleri Hz. Peygamber’e naklederek ganimetten kendilerine hiç pay verilmediğini söyledi. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem ensarı toplayarak müellefe-i kulûba ganimetten niçin fazlaca hisse verdiğini kendilerine anlattı; bu arada ensarın faziletini dile getirerek kendisinin daima onlarla beraber olacağını söyledi, onlara ve çocuklarına dua etti. Yaptıkları dedikodudan dolayı pişman olan ensar üzüntülerini ifade edip Hz. Peygamber’den razı olduklarını söylediler.
Ganimetlerin taksiminden sonra Hz. Peygamber Ci‘râne’de ihrama girerek umre için Mekke’ye gitti. Daha sonra tekrar Ci‘râne’ye gelip buradan Medine’ye hareket etti.
Ci‘râne’de bu olayların hâtıralarını yâdetmek üzere inşa edilmiş bir mescid vardır.
Hil bölgesinde yer alan Ci‘râne, Harem bölgesinde bulunan kimselerin umre için ihrama girdikleri yerlerden biri olarak da önem taşımaktadır. Harem’de bulunanların umre için diğer mîkāt yerleri ise Hudeybiye ve Ten‘îm’dir. Şâfiîler’e ve Mâlikî ile Hanbelî mezheplerinden bazı âlimlere göre bu üç yerin içinde en faziletli mîkāt Ci‘râne’dir. Daha sonra sırasıyla Ten‘îm ve Hudeybiye gelir. Hanefîler, Hanbelîler’in çoğunluğu ve bazı Şâfiîler’e göre ise Ten‘îm’den ihrama girmek daha faziletlidir. Mâlikî âlimlerin ekseriyeti ise Ci‘râne ile Hudeybiye arasında fazilet bakımından fark bulunmadığı görüşünü benimsemiştir.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.