Halife Ali’ye mâl olmuş bu sözü çoğunlukla duyuyoruz: “İnanırsam kaybedeceğim hiçbir şey yok, fakat sen inanmazsan kaybedeceğin çok şey var..!”
Bu savı maalesef her Müslüman’dan çeşitli forumlar da, sayfalar da veya arkadaş sohbetlerin de bizlere sürekli sunuyorlar. Bu çürümüş düşünceyle o kadar çok karşılaşıyorum ki en sonunda bu konuyu yazmaya karar verdim, ki her defasında bu arkadaşlarımıza yeniden cevap vermek zorunda kalmayayım.
Eğer halife diye bilinen biri gerçekten böyle bir söz söylemişse bu durum onun gerçekten Tanrı’ya iman etmemiş olduğunun bariz göstergesidir..! Ne demek, inanırsam kaybedeceğim bir şey yok..? Yani sen sırf kaybedeceğin bir şey yok diye mi inanıyorsun..? O halde sen gerçekten inanmamışsın ki..! Sen sadece “ne kaybederim ki” kaygısıyla korkudan Tanrı’ya biat etmişsin o kadar..
Peki, korkudan kendisine tapan, iman eden bir kimseyi iddia edilen sonsuz zekaya sahip Tanrı nasıl olur da sever, onu nasıl cennetle mükafatlandırır..? Bu durum bir kere mantık açısından insan zihninin kabul edebileceği bir durum değil. Kaldı ki kendinizi esir alan korku duyusuyla bir başkasını korkutup onu zorla iman ettirmeye çalışmak da dürüst bir davranış değil.
Bu sorunsalın bir de başka bir boyutu var ki o zaman bu inançlı arkadaşlarımız bu işin içerisinden hiç çıkamıyorlar. Her insan mensup olduğu toplumun dinine inanır. Yani bir Budist, Budizm inancının yaşandığı bir ailede; bir Yahudi, Yahudilik inancının hakim olduğu bir bölgede vb. doğduğu için bu dinin ritüellerini yerine getiriyor. Mesela Türkiye de doğmuş birini ele alırsak, sadece Müslüman bir ailede doğduğu için kimliğindeki din hanesinde “İslam” yazmıyor mu..? Dolayısıyla bir dine mensup olanların ortak düşüncesi şöyle oluyor: “Bizim kaybedecek bir şeyimiz yok..!” İyi de güzel kardeşim bir Hristiyan’a göre bir Yahudi; bir Yahudi’ye göre bir Müslüman cehenneme gidecek. Müslümanlara göre ise diğer ikisi cehenneme gidecek… Yani her inanç sistemine göre karşıt inanç sistemleri ceza görecek..! Bu çıkmazı görmüyor musunuz benim inançlı arkadaşlarım..?
Buna rağmen, her dini inancın bir diğer dini inancı cezalandırıyor olmasına rağmen, inanırsak ne kaybederiz..? Ne mi kaybedersin..? Ben sana söyleyeyim ne kaybedeceğini aklı dinle körelmiş inançlı kardeşim….
– Dinin gereği olan cihat anlayışı nedeniyle diğer toplumlara savaşlar açar, insanları sakat bırakırız. Toprakları kanla sular, çocukları ailesiz bırakırız. Bu yetmez, bir de galip gelen devletin askerleri yenilen halkın çocuklarına tecavüz ederek, babasız çocukların dünyaya gelmesine vesile olurlar. Bu vahşetin sorumluluğunu taşırız.
— Bir kocaya cariyeler hariç 4 eş hakkı vererek kadınlarımızı sömürürüz. Onlara yaşam hakkı tanımayız.
— Ergenlik çağına henüz girmiş kızlarımızı evlendirir, onları bir mal gibi kullandırtırız. Bunu yaparken de onların zihinsel gelişimini göz ardı ederek kendimizi şöyle savunuruz: “Kızımız ergenlik çağında olduğundan fiziksel gelişimini tamamlamıştır. O nedenle çocuk yapmasına bir engel yoktur.”
— İnancımız gereği dinden dönenleri öldürürüz. Sonra hiç utanmadan “allahu akbar” diye salyalar saçarak bağırıp bundan gurur duyarız.
— Kendi dinimizden olmayanları aşağılarız, çocuklarımızın onlarla gönül bağı kurmasını engelleriz. Arada bir de “sünnetsiz”, “gavur” gibi sözlerle onları küçük düşürürüz.
— Türban takmayan kadınlarımıza “fahişe” gözüyle bakarız. Evlendiğimiz kadının iffetli bir hayat sürmesi için onu örtünmeye hatta eve kapatmaya zorlarız…
Buna benzer maddeleri çoğaltmak hiç de zor değil, zaten buna benzer maddeleri islam’ın tam anlamıyla yaşandığı ülkelerden bilirsin.. Fakat anlaşılıyor olmalı ki eğer tüm bunlara rağmen halâ inanırsak, bu vahşet karşısında insanlığımızı kaybederiz. Şimdi anladın mı inanırsan ne kaybedeceğini..?