Atatürk’ü “İslâmlaştıran” Henüz inandığı dinini ve sevdiği Atatürk’ün gerçek fikirlerini dahi bilmeyen halk.
Mustafa Kemal Atatürk arap uydurması islam dinini kabul etmeyecek kadar akılcı, bilgili ve ilerici bir üst insandı.
Bir insan hem Atatürk’çü hemde Müslüman neden olamaz..?
Bu millet, “İslâmlaştırılmış” bir Atatürk’ü değil, hurafeciliği ve akıldışılıkları Türk insanının hayatından silip atmak için ömrünü vermiş olan gerçek Atatürk’ü, yani “Akılcı ve ilerici Atatürk”ü sevmeyi öğrensin. Şayet şeriâtçılar ve şeriâtçılara göz kırpan “Atatürkçü aydın acubeleri” eliyle piyasaya sürülen “İslâmcı Atatürk”ü sevmenin peşinden koşarlarsa, o takdirde çok yakın bir gelecekte sevecek ve sahip çıkacak bir Atatürk bile bulamayacaklardır. Çünkü Atatürk’ü “İslâmlaştırmak”, Atatürk’ü ve devrimlerini tarih sahnesinden silmenin, Atatürk’ü unutturmanın ve tekrardan şeriât karanlıklarına gömülmenin en etkili ve kestirme yoludur.
Atatürk’ü “İslâmlaştırma” peşinde koşan “hurafeci ittifak”a bir kez daha hatırlatayım ki, Atatürk’ün fikirlerinde “dinsellik” ve “uhrevilik” değil, “akılcılık” ve “bilimsellik” yatar; “Dar-ül Harb” ve “Dar-ül İslâm” anlayışı değil, “dünya kardeşliği” ve “dünya barışı” ideali yatar. “İslâmlaştırdığınız” Atatürk, din kuralları yerine akılcı ve çağdaş hukuk kuralları getirmek suretiyle insanımızı çağdaş uygarlık anlayışına yönlendirmiştir. “İslâmlaştırmak” suretiyle unutturmaya ve tarihten silmeye çalıştığınız Atatürk, hiçbir zaman din temelli “kulluk” anlayışını benimsememiş, Türk insanını “kulluk” sisteminden kurtarıp “özgür birey” kertesine yükseltmiştir. “İslâmlaştırdığınız” Atatürk, hiçbir şey anlamadığı Arapça Kur’ân’ı ezberlemek suretiyle fikirsel ve zihinsel yıkıma uğrayanlar için “beyni sulanmış hafızlar” ifadesini kullanmıştır.
“İslâmlaştırdığınız” Atatürk, Batı dünyasını “gâvur” olarak değil fakat “akılcılık” olarak tanımlamış, insanımızı “gâvur düşmanlığı”ndan, yani “insanlık ve akılcılık düşmanlığı” gibi ilkel bir anlayıştan kurtarmaya çalışmıştır.
Atatürk’ü “İslâmlaştıran” siz tabucular, Atatürk’ün İslâm lehine söylenmiş gibi görünen sözlerini ısıtıp ısıtıp önümüze getirmek suretiyle o temelsiz iddialarınızı ispatlayamazsınız; çünkü sizler gibi tabuculuğa ve putperestliğe saplanmamış olan biz akılcı düşünce sahipleri, Atatürk’ün sözlerini ya da davranışlarını “eleştirilmez” ve “dokunulmaz” tabular olarak kabul eden bir putperestliğin temsilcileri değiliz. İslâm lehine söylenmiş gibi görünen sözlerin hangi tarihsel dönemler içinde ve hangi amaca dönük olarak söylenmiş olduklarını biliyor, “aklın” ve “müspet bilim”in yöntemlerini kullanarak soğukkanlılıkla gerçekleri ortaya koyabiliyoruz. Henüz inandığı dinini ve sevdiği Atatürk’ün gerçek fikirlerini dahi bilmeyen halkın önüne “İslâmcı” bir Atatürk getirmek suretiyle bu millete en büyük kötülüğü yapan siz tabucular, fikirsel gerilikler içinde sürünmeye, akılcılığı rehber edinmiş toplumlara el avuç açıp dilenmeye mahkumsunuz. Çünkü artık akıl, bilgi ve bilim çağındayız. Atatürk’ü “İslâmcı” olarak göstermekten vazgeçip Atatürk’ün akılcılık ve bilimsellik temelinde şekillenmiş olan gerçek fikirlerini ortaya koymak suretiyle bu halkı akılcı ve uygar yaşamlara yönlendirmek bilgi ve medeni cesaret ister ki o da sizlerde yoktur.
Atatürk’ün “İslâmlaştırılması” karşısında sesini çıkarmayıp her söylenen yalana inanan halk yığınlarına da hatırlatalım ki, bu tabucular eliyle kafasına şeriât’ın sarığı geçirilmek istenen bir Atatürk’ün, yani “İslâmlaştırılmış” bir Atatürk’ün size hiçbir faydası olmayacaktır. Bilemiyoruz ki bu toplum ne zaman akılcılığı ve eleştirel düşünceyi kendisine rehber edinecek ve bu yolla her söylenene inanma saflığından kurtulup Atatürk’ün özlemini duyduğu çağdaş uygarlığa erişebilecektir.
Çünkü Atatürk’ün getirdiği kanunlar ve inkılaplar İslam ile tamamen birbirine zıt iki kutup’dur.
… Allah’ın emrine göre, devlet, İslam Hukuku olan Şeriat ile yönetilir.
“Yoksa onların, dinden Allah’ın izin vermediği şeyleri şeriat (dinî kaide) kılan şirk koştukları ortakları mı var? [Şûrâ, 21]
Din hususunda apaçık bir Şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin hevâ ve heveslerine (duygu,düşünce) uyma. (Kur-an’ı Kerim Casiye suresi 18.ayet)
Mustafa Kemal Şöyle Diyor: …Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır.
M. Kemal (Kaynak: Söylev ve demeçler, cilt 1, s 389. (1 Kasım 1937’deki son meclis konuşması)
“Beyni sulanmış hafızlar”
Türk milleti, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler.
M. Kemal (Kaynak: Medeni Bilgiler, Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365.)
Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar.
M. Kemal (Kaynak: Andrew Mango, Atatürk, s 447.)
“Suçlu Allah’ın dinidir.”
Kralların ve padişahların istibdadına (baskılı yönetim), dinler mesnet olmuştur.
M. Kemal (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, s 30.)
“Kuran’ın yasalarını Muhammed yazmıştır.”
Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir.
(Kaynak: Atatürkün emriyle liselerde okutulan tarih kitabı (1938), 2. cilt)
“Din, körü körüne bağlanmaktır.”
Gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur, din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir.
M. Kemal (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan)
“Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar (!)”
Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur.
M. Kemal (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan)
“İnsanları Allah değil “tabiat” üretti”
Natür (Tabiat) insanları üretti, onları kendisine taptırdı da…
M. Kemal (Kaynak: Atatürkten Düşünceler, Derleyen: Prof. Enver Ziya)
Çünkü malumdur ki, insan tabiatın mahlukudur. M. Kemal (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan)
“Duanın faydası yoktur.” M. Kemal
Ali Kılıç (İstiklal mahkemeleri savcısı, merhamet nedir bilmez) anlatıyor: “Meclise geldik. Bir de müezzin geldi. Müezzin ezan okudu. Meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman Atatürk’ün önüne sırmalı elbiseler giyinmiş bir imam dikildi. Atatürk ne istediğini sordu. İmam ellerini kaldırarak: “Dua etmeden girilmez..!” dedi. Atatürk, “Bu yurt askerin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla değil..! Çekil oradan..!” dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi.”
(Kaynak: Kemal Arıburnu, Atatürkten Anekdotlar-Anılar)
Ve… Aynı Mustafa Kemal Atatürk, yanına hocaları alıp dualarla meclisi açmıştı. Fakat artık emeline ulaşmıştı. İktidarı ele almış ve içindekileri alenen dışa vurmaya başlamıştı ve halkı din saçmalığından kurtararak, akılcılık ve bilim yolunda ilerleyecekti, zira kuranı Türkçeye çevirtmesindeki amaçta buydu, dinle uyutulmuş halkın uyanmasını sağlayıp din saçmalıklarını halkın kendisine okutmaktı.
“Arapların dini Türkleri mahvetti”
Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. Arap dinini kabul ettikten sonra Türk milletinin milli rabıtaları gevşedi; milli hisleri ve heyecanı uyuştu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir arap milleti siyasetine müncer oluyordu.
M. Kemal (Kaynak: Medeni bilgiler ve Atatürkün El Yazmaları, Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365)
Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkilabı yapmazsak, başka hiçbir zaman yapamayız.
M. Kemal (Kaynak: Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası; Emre Yayınları, Aralık 1991, s 165.)
Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü dinle özdeştirmeye çalışan yobazların ve okumadan araştırmadan yakasına Atatürk rozeti takarak kendini müslüman Atatürkçü ilan eden cahillerin bilmesi gerekir ki; Atatürkçülük din üzerine değil bilim üzerine kuruludur. Eğer Atatürk islam’ın mükemmel din olduğuna inanmış olsaydı, kuran’ı devletin temel yasası yapardı, tıpkı diğer islam şeriatı ile yönetilen ülkelerinin yaptıkları gibi.