Özgür düşünceye ve seküler bir anlayışa sahip oluşumuz, özellikle dini bağnazlıklarıyla gurur duyan, öldükten sonra kendilerini beklediğini düşündükleri sonsuz, uçsuz bucaksız bir zevk hayatına inanan büyük bir çoğunluğu anlaşılmaz ve tuhaf bir biçimde rahatsız etmektedir.
Dinlerin neden olduğu bu bölücü, yıkıcı ve bize öteye sıvışıp sessiz kalmamızı dikte eden söylemlerine karşı her zamankinden daha cesur ve ihtiraslı olmamız gerekir.
Çünkü artık atalarimizdan miras aldigimiz hikayeler, masallar ve mucizeleri degil, bilimsel ve diğer beşeri araştırmaların temel gerçeklerini kabul etmek zamanıdır.
Bilimsel düşüncedeki şüphe ile dindeki iman, bir araya gelmez iki karşıt değeri temsil eder.
Din, hakikate sahip olduğuna ve kendisine iman edilmesini beklemektedir.
Felsefe ve bilimsel düşünce ise hakikati ve gerçeği keşfetme çabasında olduğundan, önüne çıkan her şeyden şüphe etmektedir.
Dinlerin, “Neden..?”, “Niçin..?” , “Nasıl..?” türündeki şüpheci soruları kabul etmemesini doğal karşılayabiliriz.
Dinler doğası gereği, daha ileriyi, gerçeği ve hakikati açıklama zahmetine girmektense, tüm bu çabaları görmezden gelmelidir.
Hatta öyle ki Maturidi, niçin sorusunun “hikmetten yoksun olduğunu” bildirerek felsefe sorularını etkisizleştirme yoluna gitmiştir.
Bizler, bilinç ve akıl sahibi insanlar olarak söyleyebiliriz ki, bu oldukça ucuz bir kaçış yoludur.
Mantık, ilk başlarda dinsizliğin araçlarından biri gibi görülürken, sonraları, ilimlerin her birinde mantık temel bir disiplin olarak kullanılmaya başlanmıştır.
İnanç değerleri çerçevesinde şüpheyi dışarıda bırakırken, örneğin bilim şüpheci, eleştirel bir tutumu açıkça teşvik etmiştir.
Bakara suresi -147 -O hak, Rabbindendir. Artık şüpheye düşenlerden olma sakın!
Eleştirel ve şüpheci yaklaşım, tarih yazıcılığı ve yöntemi gibi diğer alanlara da sıçramıştır. Bütün bunlara rağmen, bir epistemolojik araç anlamında ve dahası bir hayat tarzı olarak şüphe, örneğin İslam’dan dışlanmaya çalışılmıştır.
yunus suresi -94 – Sana indirdiklerimizde herhangi bir şüpheye düşersen, senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma!
Dolayısıyla herhangi inanca mensup bir dindar, gerçekten şüphe etmek ne demektir bilmez.
Ali imran suresi -60 -Bu hak (gerçek) senin rabbindendir, o halde şüphecilerden olma.
Yanından ayırmadığı ve başucunda tuttuğu fakat asla okumadığı kitabın Tanrı’nın mükemmel sözü olduğundan zerre şüphe duymaz.
Enam suresi 114 -Allah, size Kitab’ı (Kur’ân’ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur’ân’ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma.
Ona bir kutsallık atfeder ve bunu bir tabu haline getirir. Mantıklı olsun veya olmasın, hiçbir eleştiriyi kabul etmez, hatta elimizde başka dinler de mevcutken, kendi dininin tek gerçek din olmayabileceğine dikkat çekilmesi bile onun için bir tabudur. Sürekli olarak şüphelerinden arınmak ve bir daha şüphe duymamak ister.
Maide-102. Sizden önceki bir millet o tür şeyleri sordu da sonra o yüzden kafir oldu.
Sonuç şudur; inanca mensup bir dindar, gerçekten şüphe etmek ne demektir bilmez.