NEDİR İSLAM..?

Nedir islam..? İslam ve Muhammed nasıl ortaya çıktı..? Muhammed bir mağarada hayal gördü ve şimdi 1,5 milyar kadar insan ona inanıyor, yada inanıyormuş gibi yapıyor. Bu mudur..? Elbette hayır. İslam’ı ve Muhammed’i ortaya çıkaran bazı koşullar ve olaylar var. O zamanki Arap toplumundaki bu değişiklikler bazı peygamberler ortaya çıkardı. Bazı şairler çıkıp peygamberlik iddiasında bulundular.…

Nedir islam..?

İslam ve Muhammed nasıl ortaya çıktı..? Muhammed bir mağarada hayal gördü ve şimdi 1,5 milyar kadar insan ona inanıyor, yada inanıyormuş gibi yapıyor. Bu mudur..? Elbette hayır. İslam’ı ve Muhammed’i ortaya çıkaran bazı koşullar ve olaylar var. O zamanki Arap toplumundaki bu değişiklikler bazı peygamberler ortaya çıkardı. Bazı şairler çıkıp peygamberlik iddiasında bulundular. İçlerinden Muhammed değil de bir başkası da galip gelebilirdi ama durum çok da farklı olmazdı o halde sorun sadece Muhammed değil. Sorun Arap yarımadasında o çağda yeni bir dinin doğup güçlenip gelişmesine yol açan koşullardır. Bu insanlar nasıl ve neden din etrafında bir araya gelmiş..?

Eski zamanlarda siyasi otorite ve dini otorite toplum yönetiminde söz sahibiydiler. Bu yalnız Araplarda böyle değil herkeste her millette böyleydi. O çağlarda insanlar gaddardı, ki bana kalırsa hala öyle hatta çok daha fazla. Uyguladıkları vahşet kimi zaman azalır kimi zaman artardı. Peki madem bu o dönemler için normal olarak kabul ediliyorsa, neden islam tarihindeki, yağma, tecavüz olaylarını ve savaşlardaki vahşeti eleştirelim..? Asırlar önce ki toplumsal düzende bu normaldi demeyip de eleştiriler yöneltelim..? Bu bir çifte standart olmaz mı..?

Hayır efendim, olmaz. Çünkü İslam’ın Allah katından indiği iddia ediliyor..!! Eğer bu din her şeye kadir her şeyin üstünde zamandan ve mekandan münezzeh tek gerçek tanrı tarafından indirildi ise bu dinin insanlara yaptırdıklarının sadece asırlar önce değil günümüzde de normal karşılanması gerekirdi. Oysa kuran denilen bu kitap okunduğunda görülecektir ki Kuran’da ve islam tarihinde öyle olaylar vardır ki açıkca soykırım ve insanlık suçu içermektedir..!!! Bu yapılanları Tanrının emrettiğini düşünmek ve haklı görmek inanılan Tanrı kavramına hakaret olmaz mı..?!

Arabistan’da İslam’ın doğduğu kuzey taraflarında toprak verimsiz tarımsal üretimin çok düşük olması kabileler tarzında bir örgütlenmeyi meydana getirmişti. Elbette bu tarz bir ekonomik yapı adetleri gelenek ve görenekleri etkiliyordu. Mülkiyet nasıl klanın ortak malıysa suç ve cezada ortaktı. Şöyle ki, bir kabileden biri bir başka kabileden birini öldürürse iki kabile arasında savaş çıkabiliyordu ya da kan bedeli ödeniyordu ama bu diyeti ödeyen katilin bizzat kendisi değil kabilenin tümü oluyor mesela kabilenin ortak malı olan keçilerden elli tane verilmesi gibi. Bu şekilde suçun telafisine (diyet ödeme) ya da intikam girişimine (savaş, kan davası) suçu işleyen birey değil klanın tamamı muhattap oluyordu. Kabileler arası kavgalar kaçınılmaz olarak çok fazlaydı su meselesi vb.. en ufak şeyde bir kişinin şiddete baş vurması sonucu bir cinayet gerçekleşirse iki kabile hemen vuruşurdu. Arabistan gibi kaynakların yeterince iyi işlenmediği ve üretimin çok ilkel olduğu bir coğrafya da kaynaklar yüzünden çarpışmalar çıkıyor, hele ki bu kurak verimsiz coğrafyada çarpışmalar daha çok ve daha şiddetli oluyordu.

Akrabalık çok önemliydi. Kabilenin içinde katı bir hiyerarşi vardı. Ama ilginçtir tam bir demokrasi vardı. Kabilenin ortak kararıyla kabile reisi seçilirdi sonra da bu reislerin biri hepsinin başı olurdu. Kabileler genelde savaş durumunda bir araya gelirlerdi. Medine nispeten tarıma elverişliydi. Mekke’de böyle bir durumun söz konusu olmaması onları tarım ve hayvancılıktan çok ticarete itmişti. Kervanlar vardı ve bu kervanları zaman zaman yağmalayanlar oluyordu. Kervanların ve ticaretin güvenliğinin sağlanması Mekkeliler için hayati bir önem taşıyordu. Eğer ticaret yollarının güvenliği sağlanacaksa bu ancak Arapları bir çatı altında toplamak ve bir devlet kurmakla mümkündü. Arapları bir araya getirecek tek güçte eski çağlarda olduğu gibi dindi, Tanrının seçilmiş kulu olmak idi.

Siyasi yapıdan da bahsetmeden geçmeyelim: Kabileler halinde yaşamda kabile liderliği babadan oğula geçmezdi. Kabile lideri olacak kişi; dürüst, cesur, iyi, güvenilir ve savaşçı olmalıydı ama tabii ki kabile liderliği görevini bir ömür boyu yürütürdü kabile lideri.

Dar’ün Nedve denilen bir yer vardı Mekke’de. Kabe’nin yakınına kurulmuş ve kapısı Kabe’ye bakan bir binaydı. İşte Mekke’nin ileri gelenleri burda toplanır aralarında karar alır önemli konuları ticaret, savaş vb.. karara bağlarlardı. Dar’ün Nedve bir bakıma meclis işlevi görmekteydi. Bu halde henüz başlangıç aşamasında da olsa devlet yapılanması vardı. Nüfus artışı ticaretin ve iş bölümünün gelişmesi insanları bir devlet örgütlenmesinde bir araya gelmeye zorluyordu.

Bu Dar’ün Nedve’ye gelip görüş bildirmek için 40 yaşına gelmiş bir Mekke’li erkek olmak yeterliydi işte böyle hem kabile tarzı bir ilkel yaşam hem de çağına göre oldukça ilerici bir örgütlenme tarzı söz konusuydu. Yalnız bir şey dikkatinizi çekti mi..? Mekke ileri gelenlerinin toplandığı Dar’ün Nedve’ye gelmek için 40 yaş şartı var..!!! İştee.. bu bize Muhammed’in peygamberlik iddiasının neden kırk yaşında olduğu hakkında bir fikir verebilir..! Muhammed Dar’ün Nedve’ye girip çıkacak ve Mekke’nin saygın, zengin önemli kişileriyle ittifak yapacaktı. Bu da gösteriyor ki Muhammed’in yanında toplananlar tıpkı diğer peygamberler Museylime ve Tuleyha’nın yanındakiler gibi çıkar ilişkileri içinde bir araya gelmekteydi. Hatta Ömer ve Ebubekir gibi ileri gelenlerden iki kişi kızlarını Muhammed’e vererek bu ilişkiyi daha da perçinlemiş. Muhammed ise bir kızını Osman’a vermiş o kızı ölünce diğer bir kızını daha zenginliği dillere destan Osman’la evlendirmişti. Hatice ile evlenmesi zaten Muhammed’e olağanüstü bir prestij ve zenginlik de kazandırmıştı. Dahası Muhammed’in akrabalarından Talha da zengindi. İşte bu zengin ve önemli kişiler İslam’ın asıl kurucularıydı. Muhammed’in yanında ve diğerlerinin yanında da samimi bir inançla toplanan elbette vardı ama çoğunluk çıkar amacı güdüyordu. Uhud’da peygamberin kesin emrine rağmen okçuların yerlerini terkederek yağmaya katılması, Huneyn dönüşü ganimet paylaşımı yüzünden Muhammed’i semure ağacının altında sıkıştırıp nerde ise dayak atmaya kalkmaları dahası ona “yalancı” ve “cimri” demeleri, yanı sıra Kuran’da önce ganimetlerin tamamının sonra ise beşte birinin Muhammed’e ait olması bu çıkar ilişkisinin kanıtıdır..!!

Gelin şimdi birlikte bir de İslam’ın en değerli kitabı Kuran’a bakalım:

Bakara -79 “Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.”

Demek ki bu durumdan koşulların uygunluğundan istifade etmek ve çıkar sağlamak amacıyla peygamberlik iddiasında bulunan sadece Muhammed değildi. Onlar Muhammed’e göre yalancı peygamberlerdi ama onlara göre de Muhammed yalancı bir peygamber idi. Aslında hepsi bir birinden farksızdı.

İslam’dan önce de Hac ve Kabe vardı. Bu Kabe’ye Arap yarımadasının uzak yerlerinden gelenler vardı. Amma bir usul vardı ki şu yanında yiyecek getirmek yasaktı. Yiyecekle gelmek Allah’a güvenmemek oluyordu. Günlük elbiseyle tavaf edilmezdi dışardan da elbise getirilmezdi. Peki ne yapılırdı ihram bu işe bakan aileden satın alınırdı. Neden..? İslam öncesi de Al-ilah’ın mekanı olan Kabe’ye tertemiz elbiseyle girmek gerekti. Üzerinizdeki elbiseler belki de haram işlerken de üstünüzdeydi, bu sebep ile Al-ilah’ın evi bunlarla kirletilmemeliydi. Peki yoksul olanlar da var mıydı tavafa gelenler arasında..? Evet tabikide vardı, hatta büyük çoğunluğu yoksullar oluşturuyordu, ihram alacak parası olmayanlar Kabe’yi çırılçıplak tavaf ederdi kadın ya da erkek fark etmez..!!!

“Peygamberin izniyle ihramdan çıkıp Mina’da bulunan kadınlarımıza yöneldik. Zekerlerimizden meni damlıyordu” (Buhari Hac/81; Müslim Hac/141)

Yani bu demek oluyor ki, tavaftan sonra Muhammed izni ile herkes tuttuğunu….

Bu hadis hem Buhari’de hem Müslim’de var. Yani sahihliği tartışılmaz demek ki, Mekke’nin fethinden sonra örtünme ayetleri inmeden evvel Müslümanlar da çıplak tavaf etmişler. Ayrıca Mekke Kureyş’in kontrolünde iken Hudeybiye barışında anlaşma yapılmıştı, Müslümanlara bir yıl sonra Hac için izin verilmişti. O sırada Kabe Kureyş’in kontrolünde olduğundan tavaf onların istediği gibi ihramı satın alarak ya da çıplak yapılmıştı. Ve erkekler bir sürü çırılçıplak kadını görünce de doğal olarak zekerlerinden meni damlıyordu ve sonuç ise malum..

Kabe ziyareti bugün nasıl büyük bir kazanç kaynağı ise o zamanlar da durum böyle idi. Kabe’de bazı hizmetler vardı ve bu hizmetlerin her birini yönetici konumunda olan aileler tedarik ederdi: Hicabe: kabe perdeciliği ve anahtarlarının korunması Sedanet: Hicabe’nin yardımcılığı Kabe kapıcılığı. Rifade: Hacılara yemek verme Sikaye: Hacılara su verme. Bu görevlerden Sikaye vazifesini Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib, Abdulmuttalib ölünce de oğlu Ebu Talib yerine getiriyordu. Yani 50° sıcakta ihtiyaç olan en önemli ve en gelir getiren iş Muhammed’in ailesine verilmişti, yani Muhammed’in ailesi de bu Hac işinin kaymağını yiyenlerdendi.

Mekke Medine dolayları inanç olarak nasıldı..? Aslında buralar inanç olarak bayağı renkli ve çeşitli idi. Medine’de önemli sayıda Musevi vardı, Mekke ekseri putperestti, putları reddeden Hanifler de vardı. Yabana atılmayacak kadar Hıristiyan Arap da vardı; bunlar Roma etkisiyle Hıristiyanlaşmıştı. Hıristiyan ve Hanif inancının bir sentezi olan Rukus inancı da vardı.

Pekii.. Arap yarımadasında ki Muhammed de dahil bütün bu peygamberlerin amacı neydi..? Bunlar Arapları kendi etraflarında bir arada toplamak ve tüm Arap yarımadasına hakim olmak istiyorlardı. Onların da aynı Muhammed’e inananlar gibi müritleri vardı. Buyurun size bir örnek, tamamen İslami kaynaklardan:

“İlk dinden dönme hareketi Peygamber (s.a.s)’in sagliginda Yemen’de ortaya çikmisti. Kendisinin peygamber oldugunu iddia eden Esved el-Ansî, topladigi kuvvetlerle önce Necran bölgesini, pesinden de San’ayi, Vali Sehr ile yirmi bes gün savasarak ele geçirdi. Hz. Peygamber’in Amil ve muallimi olarak bölgeye gönderdigi Mu’az b. Cebel, Ma’rib’de bulunan Ebu Musa el-Esari’ye iltihak etmis daha sonra Ikisi birlikte Hadramevt’e gitmislerdi (Taberi, III, 229-230).

Ibnül-Esir’in ifadesiyle, “Esved’in çikarmis oldugu fitne bir alev gibi, Hadramevt’ten Taif, Bahreyn ve Ahsa’dan Aden’e kadar her yeri kaplamisti” (Ibnül-Esir, II, 338).

Hadramevt’te toplanan müslümanlar endiseli bir sekilde beklerken, durumu haber alan Rasûlüllah (s.a.s)’in, Yemen bölgesinde bulunan müslümanlarin tamamina yönelik, Esved’e karsi savasilmasi emri bölgeye ulasti. Veber b. Yuhannis vasitasiyla gönderilen mektubta; dinin korunmasi, mürtedlere karsi savasilmasi, Esved el-Ansî’nin açikça savasilarak veya gizli bir tertiple ortadan kaldirılmasi ve bu emrin Islâm’da sebat eden bölgedeki bütün müslümanlara ulastirılmasi gibi talimatlar yer almaktaydi” (Taberi, III, 231; Ibnül-Esîr, II, 338).

“Rasûlüllah (s.a.s)’in emri San’a’daki müslümanlara ulastigi zaman, planlanan bir suikast ile Esved el-Ansî, Firûz adindaki biri tarafindan öldürülmüs ve Kenan bölgesi tekrar Islâm’in hâkimiyetine girmisti. Onun öldürüldügü haberi Medine’ye Rasûlüllah (s.a.s)’in vefat ettigi günün sabahinda ulasmisti” (Taberi, III, 227 ).

Ama içlerinden galip gelenin adı ve ayetleri yaşayacaktı ve bu kişi de Muhammed oldu..!

Pekii… islam bir arap putperestliği mi..? Şimdi biraz da buna bakalım..

Putperesliğin Tanımı: “Putperestlik, genel anlamda bir nesne, görüntü veya fikre tapım içeren bir dini uygulama, anlayış veya inançtır.”

Peki İslam öncesi Arap yarımadasında hakim din olan Putperestlik nasıl bir inanç..? İsterseniz gelin bunuda Kuran’a bakarak görelim arkadaşlar.

Lokman-25 “Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler.”

Yunus-18 “Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”

Zumer-3 “İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.”

Zuhruf-19 “Onlar, Rahmân’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.”

Ayrıca şunuda eklemeden geçmeyeceğim arkadaşlar, şu “De ki” eki kuran’ın orjininde yoktur..!! Yazılı ayetleri birde bu eki çıkartarak baştan okumayı denemenizi tavsiye ederim..!!!

Neyse.. Yani İslamiyet öncesi dönemde putperestler de Allah’a inanıyordu. Ama putları kendilerini Allah’a yakınlaştırıcı olarak görüyorlardı.

Putperest Örf ve İbadetleri. Putperestlik, Farsça kökenli bir sözcük olan put sözcüğünden türemiştir. Şimdi de putpereslik inanç sisteminde görülen örf ve ibadetleri ve islamda ki uygulamaları inceleyelim; 1-Ayinler. 2-Namaz. 3-Oruç. 4-Hac. 5-kurban. 6-Sünnet 7-Takı,tütsü ve büyüler. 8-Telbiyeler İlahiler şiirler. 9-Sembol ve dövmeler.

1-Ayinler: Kutsal ve özel günlerde genellikle mabetlerde toplanan putperestler geleneklerine göre çeşitli gösterilerde bulunur, ilahiler söyler, toplu ritüeller yaparlar. Ateş üzerinden atlama ya da ateş üzerinde yürüme, vücutlarına şiş batırma bu gösteri örneklerindendir..!! Kutsal bir puta, geçmişteki kutsal saydıkları kişiden kaldığına inandıkları bir nesneye saygı gösterisinde bulunur, etrafında “döner” ya da “koklayıp öperler”.

Yıllık ayinlerin dışında mevsim başlarında, özellikle ilkbahar ve sonbaharda yapılan ayinler de vardır. Belirli günlerde güneş ve ay festivalleri yapılır.Türlerine göre ayinlerde kutsal saydıkları sudan içer, kutsal saydıkları yiyecekten yerler. Dualar eder, dileklerde bulunurlar. Putperestlerin bu ayin adetlerinin İbrahimi dinlere de geçtiği görülmektedir. 25 Aralık Noel kutlamaları Mitra paganlarından geçmedir..!!

Putperest Arapların yevmül Arabu dedikleri “cuma toplantıları, kandil geceleri, aşure günleri, cem ayinleri” hepsi pagan kökenlidir..!!

2-Namaz: Putperest ibadetlerinden biri namazdır. Namaz, güneş kültünün ritüellerinden biridir ve Hint kökenli bir ibadettir. İslam öncesi Araplar da namaz kılarlardı. Günümüzde Hindular da namaz ritüellerini devam ettirirler. Sansktitçe ”Surya” Güneş, ”Namaskara” ise Selamlama veya Bağlantı demektir. Böylece “Surya Namaskara” ”Güneşle Bağlantı” anlamına gelmektedir. Surya Namaskara, bedende akan güneş enerjisinin canlandırma tekniğidir. Arap putperestlerinin de namaz kıldığı Kur’an’da yazılıdır, gelin birlikte bakalım..

Enfal-35 “Onların Kabedeki namazları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Küfrünüzden dolayı azabı tadın.”

Bilindiği üzere Arapça’da “salat” namaz demektir. Genelde meallerde dua olarak çevrilmektedir. Bu ayette putperestlerin kıldığı namazın şekli eleştirilmektedir. Putperestler de günde 5 vakit namaz kılarlardı..!

Şaharit namazı – Sabah namazı

Musaf namazı – Öğle namazı

Minha namazı – İkindi namazı

Neilat Şerarim namazı – Akşamüstü namazı

Maarib namazı – Akşam namazı

Şimdi biri çıkıp “kaynak..?” diye sormadan hemen kaynağıda vereyim.. 😉
Kaynak: Hayrullah örs, Musa Ve Yahudilik, s.399-405; Doç.Dr. Ali Osman Ateş, Asr-ı Saadette İslam; Şaban Kuzgun, Hz. İbrahim Ve Hanifilik, s.117; Epstein, Judaism.

Kuran’da geçen namaz vakit sayısı 3 olmasına rağmen 5 vakit kılınıyor olması zamanla putperest döneme dönüldüğü şüphesi taşımaktadır. Aynı şekilde abdest de putperestlerde vardı. Cünup (cenabet) olunca boy abdesti alırlardı. (İbn-i habib, Muhabber)

3-Oruç: Güneş kültüne sahip putperestlerin ibadetlerinden biri de oruçtur. Namaz vakitlerini güneş zamanlı ayarladıkları gibi oruçlarını da güneşin doğuş ve batışına göre ayarlarlardı. Orucun başlangıcı bile İslamiyet’teki gibi ay’a göre tespit ediliyordu. Tıpkı, bugünkü Müslümanlar gibi, ay’ı görmek için gözetleme heyetleri bile kuruluyordu. (Hayrullah Örs, Musa Ve Yahudilik)

İslamiyet öncesi arap paganlarının ilginç gelenekleri vardı.: Bunlar Ramazan dedikleri ayda bir ay oruç tutarlar, Mekke’ye Hacca gidip Kabenin etrafında 7 kez dönerler, Kara Taşı (Hacerül Esved) kutsal sayar Kara Taşı’ı öpeler ve günde dört veya 5 vakit namaz (salat) kılarlar, şeytan taşlarlardı. ( Is Allah the Same God as The God of Bible?, M. J. Afshari, p 6, 8-9, İslam, Beliefs And Observances, Caesar E. Farah)

Aişe anlatıyor: Islam öncesinde Kureyş, Aşure gününde oruç tutardı. (Buhari, e’s-Sahih, Kitabu’s Savm/1.) Sabiilik, yıldız kültüne sahip bilinen en eski pagan dinidir. İlginçtir ki Sabiiler de 3 vakit namaz kılar ve 1 ay oruç tutarlardı. Farz orucun dışında nafile oruçlara da sahiptiler. (İbn Nedim, El Fihrist, s. 442-445)

Ayrıca Kuran’da önceki toplumlarda da orucun olduğu yazılıdır arkadaşlar..!

Bakara-183. “Ey iman edenler, sizden öncekilere yazıldığı gibi, oruç, size de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki sakınırsınız.”

Eski Çağ dinlerinde, oruç özellikle, rahiplerin Tanrılara yakınlaşmaya hazır olmalarını sağlamaya yarayan bir yoldu. Helenistik Dönemin inançlarına göre, Tanrılar bir takım kutsal öğretileri ancak oruç tutan kişilere vahiy yoluyla gönderirlerdi. Bazı eski kültürlerde ise oruç, öfkelenen Tanrıları teskin etme gibi amaçlara yönelikti. Sibirya “Tungu şamanları” ise, ruhlarla ilişki kurabilmek için oruç tutarlardı..!

Bütün dinlerde, belirli zamanlarda oruç tutma geleneği vardır. Budha rahipleri, gene belirlenmiş günlerde oruç tutarak günahlarını itiraf ederek, arınacaklarına inanırlar. Hindistan’da “Sadhular” gene günahlarından arınmak için oruç tutarlar. Çin’de göksel Yang ilkesinin başlamasından önce belirli bir süre oruç tutulur.

4-Hac: İslam öncesi Araplar’da Kabe putperestlerin en kutsal mabediydi ve bölge halklarının hac mekanıydı..! Putperestler tıpkı günümüz müslümanları gibi Kabe etrafında “7 kez tavaf” yaparlardı..! Kureyş dışından gelen Bedevi putperestler tavafı “çıplak” olarak yaparlardı..!! Putları ziyaret, Hacerül Esved taşına el sürme ve öpme, Safa ve Merve tepeleri arasında gidip gelme, şeytan taşlama hac ibadetinin en önemli ritüellerindendi..! Putperestlerin hac sırasında hep bir ağızdan yaptıkları telbiye de aynen şöyleydi:

Lebbeyk allahümme lebbeyk.
La şerike leke illa şerikun huve lek.
Temlikuhu ve ma-melek

Eğer Mekke’ye bir gün yolunuz düşerse insanlar kisve denilen bir örtüye bürünmüş bir küpün etrafında toplanmış görürsünüz. Bu taşın odak noktası da Hacıların “siyah taş” dediği taştır. Bu taş, küpün güneydoğu ucundadır ve kış güneşinin doğduğu yere bakar. Gene Kabe’de bu taşı öpen insanlar göreceksiniz. Neden diye soracak olursanız taşı öptüğünüzde günahlarınızdan arınıp “YENİDEN DOĞMUŞ” gibi olacağınızı söylenecektir..! Biraz daha etrafta dolaştığınızda insanların bu küpü 7 kere tavaf ettiğini görürsünüz. Bunların hepsi putperest Arap geleneklerinin kalıntılarıdır arkadaşlar..!!

Ayrıca Kabe hiçbir zaman yahudiler ve hristiyanlar tarafından kutsal sayılmamıştır..! Tevrat ve İncilde Kabe ile ilgili tek bir ayet dahi olmaması bunu kanıtlamaktadır..!!!

Şimdi birde şu “kurban” denilen can alma, hayvan katletme olayına bakalım biraz..

5-Kurban: Eski çağlarda insan kurban edilmesi, bir nevi temizlenme ve sihir vasıtasıydı. Ailenin ilk çocuğu Tanrı’ya ait kabul edilir ve kurban edilmesi gerekirdi. Mısırlılar ise köpek başlı olarak tasvir ettikleri insanlara “Ani” diyorlar ve onları “Ay Tanrısı SİN’e” kurban olarak sunuyorlardı.
M. Eliade, Anadolu’da özellikle ilk çağlarda hasat mevsimi dolayısıyla yapılan insan kurbanı ve kafa kesme ayinlerine örnek olarak Frigyalılar’ı ele alır. Frigyalıların yüzyıllar önce hasat zamanında insanları, başlarını kesmek suretiyle kurban ettiklerini, hatta elde mevcut delillere göre, o zamanlar bu âdetin Doğu Akdeniz’in her tarafında yaygın olduğunu kaydetmektedir.

İslam öncesi Arapların da eski dönemlerde Sabah Yıldızı’na daha doğmadan büyük bir acele ile insan ve beyaz deve kurban ettikleri, yine önemli putlardan Uzza’ya oğlanlarla, kızların ve esirlerin de kurban edildikleri ileri sürülmektedir. Yakın dönemde ise insandan vazgeçilmiş, hayvan kurbanına geçilmişti. Putlara özel kurban kestikleri gibi genelde Safa ve Merve tepelerine dikilmiş kayadan putlara kurban diye hayvan keserlerdi. Bu kayaların bir İsaf diğeri Naile adlı puttu. İsaf ve Naile iki sevgiliydi ve Kabe’nin kutsallığını kirlettikleri için öldürülmüş, daha sonra efsaneleşerek kutsallaştırılmışlardı. Araplar, putlara adak da adarlardı. Dilekleri gerçekleştiğinde, önemli işlerinde ve uzun seyahatlerinde adak keserlerdi. Adaklarının çoğu da ilk çocuklarının “erkek” olması içindi..!!

6-Sünnet: Antropologlar sünnetin başlangıcı hakkında görüş birliğine varamamıştır. 6.000 yıl önce antik Mısır’da sünnetin varolduğu eski Mısır piramitlerinde bulanan bazı mumyaların sünnetli oldukları görülmesi ile kesinleşmiştir. Tarih boyunca mısırlılar, Yahudiler ve Babillilerin sünnet adetine sahip oldukları tespit edilmiştir..!!

Sünnet pagan geleneğinin tek tanrılı dinlere uzantısıdır. İslam öncesi putperestler de sünnet adetine sahiptiler. Putperest Araplarda hem kadın hem de erkekler sünnet edilirdi. Hadislerde Muhammed’in, halifelerin ve ashabın sünnetinden bahsedilmemesi, onların zaten putperest adeti gereğince sünnetli olduklarını gösterir..!! Kadın sünneti sadece putperest Araplarda değil, eski Mısırlılarda da mevcuttu. Mısır’da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı kadın mumyalarının sünnetli olduğu belirlenmiş, kadın sünnetinin nasıl yapıldığı M.Ö 1600’lü yıllardan kalan duvar resimlerinde detaylı bir şekilde tasvir edilmiştir.

Bu, kadın sünneti geleneğinin kökeninin çok eski çağlara dayandığının göstergesidir ve sünnet geleneğinin tarihinin tek tanrılı dinlerden daha eski olduğunu, asıl olarak bir pagan geleneği olduğunu, tek tanrılı dinlere pagan toplumlardan geçtiğini gösterir. Tıpta erkek sünnetinin az da olsa bir yararına değinilse dahi, kadın sünnetinin hiçbir yararı olmadığı, kadının cinsel isteğini öldürdüğü, ölüm ve yaralanmalara neden olduğu kesinlikle biliniyor..!

7-Takı, Tütsü ve Büyüler: Putperest toplumlarda şans, uğur ve hayır getirmesi için birtakım taş ve takılar kullanmak adettendi. Kendilerini kötü ruhlardan, cinlerden, nazardan koruması için çeşitli nesneleri vücutlarına, boyunlarına takar ya da üzerlerinde taşırlardı. Büyü günümüzde de süregelen ilk çağ pagan ritüellerinden biridir. Sıradan insanlarda bulunmayan gizli bir gücün sahibi olmak, düşmanlarını, rakiplerini altetmek, aşk ve cinsellikle ilgili isteklerine kavuşmak amacıyla çok çeşitli büyü yöntemleri uygulanırdı.

Tütsü ise arınma, temizlenme, kötü ruhları ve cinleri kovma amacıyla paganların okült seremonilerinde, Antik Yunan’da, Hitit Uygarlığı’nda, Babil’de, Firavunlar dönemi Mısır’ında, Roma İmparatorluğu’nda, Hindistan, Tibet ve Japonya’da çok eski zamanlardan beri kullanılmaktadır. Tek tanrılı dinlerde bunlar yasaklanmış ve günah sayılmışsa da değişik versiyonlarla sürdürüldüğü bir gerçektir. Örneğin muskalar, ayet yazılı kağıtların evlere, arabalara asılması, hastalığa ve nazara karşı okuyup üfleme, nazar boncukları, mum yakma vb…

8-Telbiyeler, İlahiler, Şiirler: Putperest toplumlar ayinlerinde telbiyeler, ilahiler söylenirdi. Cenaze törenlerinde ağıtlar yakılır, naatlar okunurdu. Örneğin eski Mısır’da ölü evinden kadınlar sokaklara çıkar dövünerek ölüye ağıtlar söylerlerdi. İslam öncesi Araplar da telbiyeler, ilahiler, şiirler çok önemliydi. En beğenilenleri Kabe’ye asarlar, (Muallakat-ı Seba Şiirleri) putları için okurlardı. İslam öncesine ait ne varsa yakılıp yokedildiği için ne yazık ki bu kültürden elde çok az bilgi kalmıştır. Bunlardan biri de “7 Askı” denilen şiirlerdir..!

9-Sembol ve Dövmeler: Pagan inançlarda dilin sembollerle kullanılmasına yoğun olarak rastlanılır. Hemen hemen her pagan toplumda çeşitli semboller mevcuttur arkadaşlar. Pentagram denilen beş köşeli ters yıldız en ünlüleridir..! Dövme de pagan toplumlarda sıkça kullanılan bir sembol yöntemidir. Hintliler, Japonlar, Amerika Yerlileri ve Afrika’daki bazı kabileler dövmeyi bir süs olarak yaparlarsa da pek çok toplumda dövmenin hastalıklara ve kötü ruhlara karşı koruyucu bir tılsım olarak uygulandığı, bireyin toplumdaki konumunu (köle, efendi, ergen, işçi, asker) vurgulamak için kullanıldığı kesin olarak bilinmektedir..!

Dövme yapma geleneği hayli eskidir. İ.Ö 2000’lerde Eski Mısır toplumunda dövmenin yapıldığı mumyalardan anlaşılmıştır. Mısırlıların dışında Britonların, Galyalıların ve Trakların da dövmeleri vardı. Eski Yunanlılar ve Romalılar, barbarlara özgü bir uğraş saydıkları dövmeyi “suçlular ile kölelere” yaparlardı..!

Hun kurganlarında çıkan cesetlerde son derece kıvrak çizgilerle ve dekoratif bir anlayışla yapılmış düşsel yaratıklar ve koç figürlerinden oluşan dövmeler görülür. Dinsel-büyüsel kaynaklı bu dövmelerin is olduğu ihtimali ve deriye şırınga benzeri bir iğne ile deri altına küçük kesiler yapılarak uygulandığı düşünülmektedir. Hunlara ait Pazırık kurganında bulunan bir başkana ait cesetten anlaşıldığı üzere Hunlarda asil ve kahraman kişilerin dövme yaptırabildiği, daha sonraları Kazak ve Kırgızlarda da devam eden bu geleneğin yine kahramanlık niteliği taşıyan bireylere uygulandığı bilinmektedir. İlkel topluluklarda dövme yapılırken törenler düzenlenir. Dövmeyi yapan kişi birtakım dinsel ve büyüsel kuralları yerine getirmek zorundadır..!

Sonuç; Buraya kadar anlattığımız putperest adet ve ibadetleri konusunda sanırım herkes hemfikirdir. Müslümanlar da putperestlerin bu ibadetlere sahip olduğunu reddetmez..! Bilmeyenler de inceleyip biraz araştırdıklarında doğruluğunu göreceklerdir.

Bunlar din derslerinde, din kitaplarında pek anlatılmadığı için sanılır ki Kur’an’da yazılı olanların tümü Muhammed tarafından getirildi. Fakat görüyoruz ki İslam’ın ve Kur’an’ın getirdiği yeni birşey yok..!! Zekat ve sadakaya varana kadar hepsi putperestlerde mevcut..! Putperestlerde olmayanlar da Yahudilerde var. Peygamberlik, melekler, kıyamet, ahiret, cennet, cehennem gibi. Bu durumda putperestlikle tek tanrı dinlerindeki ortak ibadetleri nasıl açıklayacağız..?

İslam dininin ibadetleri ile İslam öncesi Arap putperestlerinin hemen hemen aynı ibadetlere sahip olmasının sebebi nedir..?

Dinlere inanmayan biri bu durumu dinlerin evrimine bağlar. İslam’ın yeni hiç birşey getirmediği, Kur’an’da yazılı olanların tümünün putperestlerden ve Yahudilerden derleme, toplama olduğu gerçeği karşısında İslamcı savunmaya geçer; Dinlerin evriminin doğru olmadığı, İslam’ın Adem’den itibaren varolduğu, değişik adlarla da olsa peygamberlerin daima İslam’a çağrı yaptıkları, namaz, oruç, hac, zekat, kurban, sünnet vb.. ibadetlerin başından beri olduğu ancak toplumların zamanla İslam’dan saparak putlar ve ilahlar edindikleri, İslam’dan miras aldıkları ibadetleri bu putlara ve ilahlara yaptıkları şeklindedir.

Örneğin büyük çoğunluğu müslüman olan Türkler, ki “Türk tarihine bakıldığında, müslüman olmadıkları görülür” zamanla İslam’dan saptığını, putlar edindiğini ve Allah’a ilaveten ay tanrısı, güneş tanrısı vb.. ilahlara taptığını ama namaz kılmaya, oruç tutmaya, hacca gitmeye, zekat vermeye, sünnet olmaya devam ettiğini düşünelim. Türklerde bunlar var mı..? Yok..! Bu ibadetlerin Türklerde olmayıp Arap putperestlerince korunması nasıl izah edilebilir..?

Kabul etmesi zor olsada sonuçta tüm müslümanlar Arabistanda inanılan bir dişi tanrıya inanmaya devam ediyor..!

Kuran esas itibariyle Arap putperesliğine ve geleneklerine yer verdiği için “Yahudiler, Hiristiyanlar ve Hanifler” müslüman olmaktan kaçınmışlardır, Abû Amr olayı bunun tipik örneklerinden biridir..!

Medîne’de Evs’lerin liderlerinden biri olan Abû Amr b.Seyfi b. al-Numan, Muhammed’in bütün ısrarlarına rağmen islamiyeti kabul etmez..! O kadar ki sırf islam’a karşı olduğunu anlatmak için kendi toplumunu terk edip Mekke’ye göç eder. Fakat az zaman sonra Medine’ye döner ve Muhammed’in yanına giderek sorar: “Nedir senin getirdiğin din..?”
Bu soruya Muhammed: “Benim getirdiğim din Haniffiya’dır, yani ibrahim’in dini’dir” diye cevap verir. Bunun üzerine Abû Amr söyle der: ”Eğer getirdiğin din ibrahim’in dini ise, benim de izlediğim zaten o’dur”. Fakat Muhammed ona :”Hayır senin izlediğin din, ibrahim’in dini değildir” deyince Abû Amr kızar ve söyle karşılık verir: “Evet o’dur, fakat sen, Ey Muhammed, Haniffiya dinine ait olmayan şeyleri (ibrahim’in dinine) ekledin”. Bu cevaba karşı Muhammed: “Hayır ben onu en saf şekliyle “getirdim” deyince, Abû Amr dayanamaz ve Muhammed’i yalancılıkla suçlayarak söyle der: “Tanrı yalancıyı evsiz barksız ve yapa yalnız bıraksın ve gurbette öldürsün”.

Daha başka bir deyimle Abû Amr sunu anlatmak ister ki Muhammed, Kur’ân’ı Arap geleneklerine yer veren hükümlerle doldurmaktadır..!!

Fİl Olayı.. Birde kuranda Fil Suresi vardır ki bu süreyi ve surede anlatılan olayın islam tarihindeki iniş nedenini okuyan biri bu işteki garipliği anlayabilir.

İslami kaynaklarda Fil olayı: Habeşistan Krallığına bağlı Hristiyan Ebrehe Yemen valiliğini sürdürdüğü sırada San’â şehrinde “Kulleys” denilen ve yer yüzünün hiçbir yerinde benzeri görülmeyen bir kilise yaptırdı. Sonra kral Necâşî’ye bir mektup yazarak : “Ben senin için eşi ve benzeri görülmemiş bir kilise yaptırdım, Arap hacıları bu kiliseye çevirinceye kadar bu işin peşini bırakmayacağım.” dedi.

Araplar arasında bu kiliseden bahsedilince, Fukaymoğullarından birisi öfkelenerek çıkıp bu kiliseye geldi ve def-i hacetini yapıp burasını kirlettikten sonra ailesinin yanma geri döndü. Bu durum Ebrehe’ye bildirildiği gibi ayrıca ona bunu yapan kimsenin Arapların hac maksadıyla Mekke’de ziyaret ettikleri Kabe taraftarı birisi olduğunu ve hacıların Kabe’den buraya çevrileceğini duyduğu için öfkelenerek bunu yaptığını, söylediler. Bunun üzerine Ebrehe Öfkelendi ve Mekke’ye gidip Kabe’yi yıkacağına dair yemin etti. Böylece Ebrehe yanında bulunan Mahmûd adındaki fil ile beraber yola çıktı. Bir rivayete göre, Mahmûd adlı filin peşinden giden on üç fil daha vardı. (Kur’an’da fil kelimesi tekil geçer) Mekke yakınlarında kendileriyle çatışan Nüfey’lin ordusunu yenip kendisini esir aldılar ve onu rehber olarak kullandılar.

Kureyşliler Ebrehe’nin ordusunu haber alınca “Bu orduyla savaşa bizim gücümüz yetmez” diyerek şehirden kaçıp dağ eteklerine sığınırlar. Ebrehe Ka’be’yi yıkıp tekrar Yemen’e dönmeğe kararlıydı. Nihayet Mekke’ye vardıkları bir sırada Nüfeyl gelip filin kulağından tuttu ve ona : “Ey Mahmûd ! Çök, sonra sağ salim geldiğin yere geri dön; çünkü Allah’ın beldesi Haram’da bulunuyorsun.” dedi ve filin kulağını bıraktı, bunun üzerine fil kendisini yere bırakı verdi.. Nüfeyl ise bütün gücüyle koşup dağın tepesine çıktı. Habeşli askerler, çöken fili kaldırmak için bir hayli dövdüler, fakat fil yine de yerinden kalkmadı. Bu defa fili Yemen tarafına doğru çevirdiler ve fil koşmağa başladı. Aynı şekilde fil Suriye tarafına çevrilince yine koşmasını sürdürdü. Bu defa filin yönü doğuya çevrildi ve fil yine koştu. Fakat Mekke tarafına çevrilince tekrar yere çöktü ve yerinden kıpırdamadı.

Bu sırada Allah, onların üzerine deniz tarafından kırlangıç kuşuna benzeyen sürüler hâlinde kuşlar gönderdi; bu kuşların her birinin gagasında bir, ayaklarında ikişer taş bulunuyordu. Bu taşları kuşlar getirip üzerlerine bıraktılar. Bu taşlar kime isabet ettiyse öldürdü, fakat atılan taşlar hepsine isabet etmemişti. Yani kuşlar görevini tam yapamamıştı ki, bu defa Allah, o kuraklıkta bir yere bir sel gönderip onları denize sürükledi. Bu sırada Ebrehe ile birlikte kurtulanlar geldikleri yola doğru koşturmaya ve Yemen’e giden yolu göstermesi için Nüfeyl’i aramaya başladılar.

Nüfeyl Allah’ın onların üzerine indirdiği bu felâketi görünce şu mealdeki mısraları söyledi: “Allah, peşini bırakmadıktan sonra nereye kaçıp kurtulacaksın. Artık Ebrehe galip değil, mağlûp durumdadır.” Ebrehe’nin cesedi öyle bir hâle geldi ki, “bütün uzuvları tek tek döküldü; öyle ki San’â’ya getirdiklerinde kuş kadar kalmıştı. Ölmezden önce göğsü yarılıp kalbi dışarı çıktı ve bundan sonra öldü. Bu olaydan sonra Arapların katında Kureyşlilerin itibarı arttı. Bu yüzden Araplar Kureyşliler için: «Onlar ehlullahtır (Allah’ın yakınlarıdır), bu yüzden Allah Habeşlileri helak edip onların başından uzaklaştırdı.» dediler.

(Kaynak: İbnü’l Esir, El Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, Bahar Yayınları: 1/428-432.)

Fil olayında inanç yönünden tutarsızlıklar ve gariplikler vardır. Bunları görelim:

1-Habeşistan ve Yemen Hristiyan hakimiyetindedir..! Habeşistan kralı Necaşi ve Yemen valisi Ebrehe Hristiyandır..! Yani, İslam’a göre kitap ehlidir ve müşrik değildir..! Kureyşliler ise müşriktir..!

2-Ebrehe’nin büyük bir kilise inşa ettirdiğini, insanları kiliseye yönlendirmek istediğini tarihi kaynaklar yazar ve bu mabette tek bir put yoktur..! Ama Kabe putlarla doludur ve bir müşrik Arap, Yemen’deki bu kiliseyi pisletmiştir. Peki Kuran’a göre kiliselerin bir değeri var mıdır..? Hemen bakalım…

HAC-40 “Onlar, başka değil, sırf “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.”

3-Filin her yöne gidip Mekke’ye gitmemesi ve Kuşların gagalarında ateş taşları taşıyıp orduya atmaları ve bu taşlarla ordunun telef olması akıl dışıdır. Ancak bir akıl hastası böyle cahilce bir hikaye uydurabilir..!!

Fil Suresi Ayet 1. Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi..? 2. Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı..? 3. Onların üstüne ebâbil kuşlarını gönderdi. 4. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. 5. Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.. vs..

Kuş göçleri ve kum fırtınaları esin kaynağı // Çöl. Kuşlara özel pişkin tuğlayı kim imal etmiş..? Kabe 1 defa tamamen yıkılmış, 6 kez onarım görmüş. Pek çok kez su basmış, bir çok yangına ve baskına uğramış. Arab putperest tapınağı Kabe istenilse tek bir bomba ile yerle bir edilebilir. Ufacık bir taşı bile Kuşlar uzun süre ayaklarında tutamaz. Taş zamanla ağırlaşır. Herşeyden önce kuşların nişan alma sistemleri yoktur. Fillerin derileri çok kalındır. Ayrıca, ancak bir cahil bu saçma sözleri, günde 5 defa cahilce tekrar edip namaz duası diye eğilip bükülüp, yatıp kalkıp, bir sallayıp bir bağlayarak okur..!! Neyse.. devam edelim 😊

4- Böylesi mucizeleri gören ve duyan herkezin putperest olması gerekirdi. Müşrikler bu olaydan sonra putlara tapmaya devam etmiştir..! Allah müşriklerin putperestliğe devam etmelerine olanak sağlamıştır. Allah’ın müşriklerden yana olup, kendisine en yakın inananları helak etmesi mantıklı değildir. Kaldı ki belki Ebrehe’nin ordusunun içinde ”putperest” bir kavimle savaşmaya gittiğini düşünen, bölgeyi putlardan temizle amacıyla orduda bulunan Hristiyanlar da olabilir..!

5- Eğer Allah Kabe’yi korudu müşrikleri değil dersek, daha sonraki olaylarda Allahın Kabeyi neden korumadığını açıklayamayız değil mi..?! Biraz önce dediğim gibi, Kabe İslam tarihi boyunca birkaç kez saldırıya uğradı, yakıldı, yıkıldı.. Hacerülesved parçalandı, hacılar katledildi.. vinç düştü binlerce hacı öldü.. peki bu ölen hacılar, acaba müslüman değillermidi de allahın evinde kazaya uğrayarak ölüm ile cezalandırıldılar..? Yoksa.. günahlarımı çoktu da böyle iş makineleri ile yerlerden toplanarak “erkek kadın ayırt etmeden” üst üste yığılarak allahın evinde atıldılar..? Allah müslümanı, yani kendisine inanıp iman edeni, kendi yarattığının hatasından koruyama dı mı..? Neydi orada ölenlerin suçu..? Galiba bunun cevabı “inanmak” olsa gerek..!

Devam edelim…

6- Bu olayın doğru olduğuna delil olarak, putperestlerin Fil suresine itiraz etmedikleri gösterilir. Putperestlerin itirazlarının olup olmadığı bilinemez. Çünkü Kur’an’dan başka hiçbir kayıt ve kanıt bırakılmamış yok edilmiştir…!!!!!! Ayrıca Fil vakası bir putperest efsanesi olabilir. Önemli olan putperestlerin değil, Hristiyanların itirazıdır ki, Kur’an’da böyle bir itirazdan da söz edilmemişdir..!

7- İslam kaynakları Ebrehe’nin maddi çıkarları için bu seferi düzenlediğini yazar. Öyle olsa bile Ebrehe’nin amaçlarının arasında putları temizlemek ve insanları kiliseye yönlendirmek olduğunu söylemek sanırım çok yanlış olmayacaktır. İçinde yüzlerce put bulunan Kabe’nin tevhid merkezi olarak nitelendirilmesi ise tamamen saçmadır.

Fil Olayı ne zaman meydana geldi..? Bu olay Peygamber’in doğduğu yıl olmuş ve orduda bulunan fil-fillerden dolayı Araplar arasında “Fil Vak’ası”, geçtiği yıl ise “Fil Yılı” olarak meşhur olmuştur. Ebrehe tarafından yazdırılan, Miladi 543 tarihli bir kitabe vardır “Himyeri Kitabesi”. Fil Olayı’nın bu tarihten sonra olduğu kesindir..! Muhammed Hamidullah, Fil Olayı’nın peygamberin doğumundan 3 ay önce, 569 yılında meydana geldiğini yazmaktadır. Nitekim Arapça tarihi kaynaklarda, Peygamber’in “Fil Senesi”n de dünyaya geldiği bilgisi verilir. (İbn Hişam, Siyer, İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târih)

Sonuç olarak.. Fil Suresi ve İslam Tarihinde anlatılan yazılış nedeni bu olayın bir Putperes efsanesi ve Kuran’ın da Putperes bakış açısı ile yazıldığını net olarak ortaya koymaktadır..!

Pekii.. ya cahiliye dönemine ne demeli..? Birazda bu döneme bakalım, acaba gerçekten anlatıldığı gibi bir cahiliye varmıymış, yoksa gene masallaaa.. masalla.. mı anlatılmış okuma özürlü inananlara..? O zaman boş duranı al-ilah sevmez miş.. o halde “oku” sözünü bari biz inançsızlar yerine getirip, okuyup öğrenelim 😉

Cahiliye dönemi: Arap yarım adası, İslam öncesi dönemlerde şehir devletleri ve bağımsız kabilelerden oluşan toplum ve idari yapıya sahipti. İlk defa Hicaz bölgesinde İslamiyet’le birlikte bir devlet kurulmuştur. Arabistan köklü geçmişe ve kültüre sahip olan İran ve Bizans devletlerine komşu olduğundan bu iki kültürden büyük oranda etkilenmiştir Yarımadanın içindeki göçler sebebiyle hemen hemen her tarafında çeşitli din ve fikir cereyanlar Arabistan’da tanınmış ve yerleşmiştir. Bu cereyanlar yarımadada az yada çok taraftara sahip olduğu gibi belirli bölgelerde de ortaya çıkmıştır. İşte bu canlı kültürel yapı sonuçta islamı doğuran Arap kültürünü oluşturmuştur. Araplar arasında İslamiyet’ten önce Sabiilik, Mecusilik, Putperestlik, Haniflik, Yahudilik ve Hristiyanlık gibi dinler yayılmış ve Araplar üzerinde birçok tesirler meydana getirmiştir.

İslam’dan önce Araplar, Güneyli-Kuzeyli veya Adnani-Kahtani olmak üzere iki gruba ayrılmış olarak karşımıza çıkmaktadır. İklim ve coğrafyanın gereği olarak bedevi bir hayat yaşayan Araplar, din olarak da totemizm, animizm ve fetişizm gibi aşamalardan sonra gelen putperestliği benimsemiştir. (Şemseddin Günaltay, İslam Öncesi Araplar ve Dinleri, Ankara 1997, s. 63)

Arap yarımadası, gerek kuzey-güney ve gerekse doğu-batı arasında ticaret yolları üzerinde bulunmaları sebebiyle çok eski devirlerden beri birçok medeniyet ve dinlere beşiklik etmiştir. Ancak çevrelerindeki milletlerden etkilenerek bünyelerinde birçok değişiklikler meydana gelmiştir. Tarihte bu devir Araplarından bahsedilirken “Cahiliye çağı” deyimi kullanılmaktadır.

(Neşet Çağatay, İslam Öncesi Arap Tarihi ve Cahiliye Çağı, A.Ü.İ.F. Ankara)

İslam öncesi “Cahiliye Devri” ifadesinden Arapların bütün medeniyetlerden mahrum oldukları sonucu çıkarılmamalıdır. Hatta bazı kaynaklar, ilmin zıddı anlamındaki cehaleti İslam öncesi Araplar için kullanmaktan kaçınmış, bu ifadenin İslam öncesi dönemi belirtme için kullanıldığını kaydetmişlerdir. Gerçekte İslamiyet Öncesi Arap Yarımadasında canlı siyasi ve kültürel hayat sözkonusudur. (Kaynak: Risalet Öncesinde Arap Yarımadasında Dinler ve Bir Peygamber Beklentisi – İ.F.D. 6 (2001) S.87-102)

Siyasi ve Sosyal Yapı: Siyasi anlamda kabileler halinde yaşayan Arapların her kabilesi ayrı bir cemaat hüviyeti taşımakta, bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini kendi ellerinde bulundurmaktaydı. Ancak tehlikeli durumlarda savunma yapmak amacıyla kabileler birlikte hareket ederlerdi. Sosyal yapı bakımından Arap toplumunda hür, esir ve mevali (özgürlüğü almış esirler veya Arap olmayanlar) şeklinde üç çeşit sınıf vardı. Özgür insanlar ortak bir yaşam sürdürmelerine rağmen bunlar arasında birtakım ayrıcalıkları olanlar mevcuttu. Sözde Cahiliye devrinde Arap Yarımadası canlı bir kültürel yapıya ve çok çeşitli dinlere evsahipliği yapmaktaydı.

Panayırlar: Arap toplumunda iktisadi ve kültürel hayatın önemli bir parçasını panayırlar oluşturmaktaydı. Bu panayırlar senede bir ve belirli günlerde tesis edilirdi. Buraya her taraftan ve her kesimden insanlar gelirdi. Siyasi faaliyetlerin yanı sıra adli ve kültürel faaliyetlerin de yürütüldüğü ve yıl boyunca

muhtelif yerlerde kurulan bu panayırlar tüccarlar için de önemli bir müesseseydi. Bu panayırların en meşhurları; ‘Ukâz, Mecenne ve Zül-mecaz’dır. Bunlardan Ukaz; Taif ile Necd arasında bir yerde Mekke’ye üç merhale ilerde idi. Mecenne ise Mekke’nin batısında yer alan bir kasabanın veya dağın ismidir. Zül-Mecaz ise Arafat yakınındadır..!

Ticaret: Araplarda ticaret bir hayli gelişmiş, ticaret merkezleri kurulmuş ve ticari anlaşmalar yapılmıştır. Belli başlı kervan yollarının da bulunduğu bir bölge olan Arabistan’da sadece erkekler değil, kadınlar da ticaretle meşgul olmuşlardır. Arapların ticarette ileri gitmelerinin başlıca sebebi, bu bölgenin orta noktada yer alması ve komşularıyla dil yakınlığının bulunmasıdır. Kara ticaretinin yanında deniz ticareti de gelişmiş ve böylece Araplar ticarette bir hayli ilerleme kaydetmişlerdir.

Sanat: Arap bölgesi, aynı zamanda edebi bir merkezdir. Az önce kendisinden söz edilen panayırlar sadece ticaret için değil, bilimsel faaliyetler için de bir merkez durumundadır. Çeşitli yazı türleri, astroloji, ilkel yöntemlerle meteoroloji ve bunlara dayalı olarak mitoloji gelişmiştir. Kahinlik de bir hayli gelişmiş ve güçlü şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Öyle ki Araplar, “sonrakilere kalır da dilden dile yayılır” diye şairlerin hicivlerinden korkar hale gelmişlerdir.

Din Hürriyeti: İslamiyet öncesi Arap Yarımadasında Putpereslik, Sabilik, Musevilik, Hıristiyanlık, Mecusilik ve Haniflik, vb… Dinleri barış ve hoşgörü içerisinde yüzyıllarca birarada yaşamışlardır. Bu hoşgörü ve barış ortamı İslamın ortaya çıkmasıyla bozulmuş, müslümanlıktaki katı hoşgörüsüzlük neticesi bir dizi savaşlar, sürgünler ve katliamlar sonucu bu dinlerin kökü kazınmış vede Arap yarımadasında din özgürlüğü sona ermiştir..!

Cahiliye Devri Yalanları: Cahiliye devrine ait, gerçek olmayan veya çok fazla abartılarak verilen, insanları islam’ın ne kadar mükemmel bir din olduğunu anlatmak için uydurulan yalanlardır..! Hemen bu yalanları bir hatırlayalım..

1- Cahiliye döneminden önce kız çocuklar doğar doğmaz gömülüyordu denir.

Soruyorum madem kızlar gömülüyordu bu insanlar nasıl ürüyordu..? Muhammed’in annesi aslında erkek miydi..? cahiliye döneminde kızların diri diri gömüldüğünü iddia edenler; söylermisiniz, islamdan sonra ne değişti..? Artık kadınlar diri diri beline kadar gömülüp taşlanarak öldürülmüyor mu..? Recm ayetlerini keçi yemedi mi..? Buda mı yalandı..?

2- Cahiliye devrinde insanlar cahildi. o yüzden adı cahiliye..

Yukarıda kısa ve öz şekilde anlattığım gibi, ki “araştırırsanız bunun çok daha kapsamlı olduğunu görürsünüz” islam öncesi Arap yarımadasında ki kültürel yapı günümüzle kıyaslanamayacak kadar çeşitli ve canlıydı. İslam öncesinde farklı dinler ve uluslar barış içinde aynı şehri ve coğrafyayı paylaşıyor, günümüzde Arabistanda hayal bile edilemeyecek bir hoşgörü ortamında yaşıyorlardı. Peki… Bu sözü söyleyenlere; İslam öncesi Arap yarımadasındaki canlı ticaret, panayırlar, değişik dinlerin bir arada barış ve huzur içinde yaşaması, Şairler, şiir yarışmaları nedir peki..? Diye sormak gerekir.

3- İslamdan önce herkes putlara tapardı. kabede putlar vardı. şimdi putlara tapmıyoruz.

Kabe’nin etrafında 7 defa dönmek, yada benim söylemim ile kutu kutu pense oynamak, şeytan taşlamak, hatta kendini alamayıp terlik telefon fırlatmak, günde 5 kere kabeye karşı iki salla bir bağla namaz kılmak, hacerül esvet taşını öpüp yalayarak ve hüngür hüngür ağlayıp şefaat dilemek nedir söyler misiniz..?

Cahiliye Devri Gerçekleri: İslam öncesi Cahiliye döneminin önemini küçümsememeliyiz. Unutmayalım ki Cahiliye devri İslam’ın doğduğu ve geliştiği bir dönemdir, kısacası islam’ı cahiliye devri yarattı diyebiliriz. Aslına bakarsanız günümüz islam ülkelerinde şuan gerçek Cahiliye Dönemi kanlı canlı yaşanıyor..!

Cahiliye döneminin kriteri İslam dini ise ve bu dönem İslam’ı yaratmışsa, cahiliye dönemi İslam yaşadıkca var olmaya devam edecek demektir..! Çünkü günümüzde İslam inancını oluşturan bütün dini öğretiler cahiliye devri denen bu dönemde ki Putperes Arap geleneklerinin biraz değiştirilip Musevilik ile harmanlanması sonucu meydana gelmiştir. İslam kültürünün ana kaynağı Cahiliye devri Arap kültürüdür..!

Gerçekten de günümüzde şeriat ile yönetilen bütün Müslüman çoğunluklu ülkelerde bu dönem kanlı canlı yaşanmaktadır. İslamın Cahiliye devrinden ithal ettiği ve daha da çok katı hale getirdiği bütün öğretiler bu ülkelerde günümüzde uygulanmaktadır örneğin İran’da Müslüman’lar Tahran üniversitesinde zorunlu toplu cuma namazları kılmakta, şeriat ülkede terör estirmekte ve kadınları acımasız idama götürmektedir. İslami öğretide ki kadını aşalayıcı hükümler nedeniyle İslam ülkelerinde ve özellikle şeriat hükümlerinin katı uygulandığı Afganistan ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde kadınların can ve mal güvenliği hiç yoktur. Bu ülkelerde kadınlar alenen dövülmekte ve yüzleri, gözleri kezzapla yakılmakta, asılmakta veya taşlanarak öldürülmekte dir. Suudi Arabistanda kadınların araba kullanmasına bile izin verilmemektedir. Sudan’da ve Nijerya’da, ırzlarına geçilen yani tecavüze uğrayan kadınlar recm ile cezalandırılmaktadırlar.

Bütün bu gerçeklere rağmen gene aynı islam çoğrafyasında din propagandası yapanlar tarafından İslam’ın kadınların haklarını verdiği ve İslamın kadını yücelttiği yalanı etrafa yayılmıştır. bu çoğrafyanın en büyük talihsizliği İslamın İlahi bir öğretiye çevirdiği için kalıcı hale gelmiş, ortacağ Arap kültürünü yaşamak zorunda kalmıştır. Bütün bu uygulamlar aşağıda değineceğim diğerleri de cahiliye denen dönemden kalmışlardır.

Cahiliye dönemine ve o dönemin ürünü olan İslam’a ait batıl inançlar Ülkemizde özellikle Anadolu’nun küçük köy ve kasabalarında değişmeden devam etmektedir. Destursuz işememek, karanlık bir yolda yürürken cinleri kaçırmak için iple bir teneke kutuyu çekmek, doğum yapan kadınları şeytanın etkisinden korumak için plasentayı evin uzağında bir yere gömmek, gene yeni doğan çocuğun göbek bağını “üniversite, hastane” gibi yerlerin bahçelerine gömmek ki, doğan çocuk ileride doktor vb.. şeyler olsun diye, cin çıkarmak, şeytan taşlamak, kaybolan bir malı bulmak için 40 kere Ya’sin okumak yani “ay tanrısı SİN’e yalvarış”, eşiği önce sağ ayakla geçmek, göbeğe yazı yazdırmak, muska taşımak ve daha aklıma gelmeyen yüzlerce akıl ve bilim dışı batıl inanç günümüz islam ülkelerinde sağdır ve sıhhattedir. Fakat aynı sıhhat’i bu ülkelerdeki inançlıların akılları için söylemek çok zor.

Evet. Cahiliye dönemi diye bir dönem varsa, Müslüman’ların o dönemi henüz aşmadıklarını kesin olarak söyleyebiliriz..! Çünkü İslam’ın tanımını yaptığı bir cahiliye dönemi hiç bir zaman olmamıştır..!! Yukarda değindiğim cahiliye dönemi, İslam’ın neden olduğu cahiliye dönemidir.

İslam’dan önceki dönemi, cahiliye dönemi olarak nitelendirmekte ısrar edenler için şu kadarını hatırlatmakta yarar var: İslam, kendisinden önceki dönem için cahiliye dönemi terimini kullanmıştır ama, o dönemdeki bütün gelenek ve görenekleri, batıl olsun olmasın bütün inançları, bünyesine almış ve günümüze kadar taşımıştır. İslam’la kaynaşan o gelenekler yasallaşmış ve daha kabul edilir hale gelmişlerdir. Onları teker teker saymaya gerek bile yoktur, zira her inançlının yaşadığı ve herkese yaşatmaya zorladığı şeylerdir. İslam öncesi cahiliye dönemi yoktur. 1400 yıldır devam eden bir cahiliye dönemi vardır..!

Tags: