Türkiye’de müslümanların türban ve tesettür çılgınlığı..!

Gün içinde dışarıda çokça rastladığımız bir görüntü bu, yada sosyal medyada dolaşan birçok bunlara benzer fotoğraflar var. Bu fotoğrafları görenler, genelde kadına Yuhh çekmekte. Kimisi inanamayıp photoshop olduğunu ileri sürmekte ama benzerlerine reelde kendimiz de şahit olmaktayız. Peki kabahat bu ve bunun gibi altı kaval üstü şişhane giyinen kadınlarda mı..? Yoksa kadınlara yapılan yanlış telkinlerde…

Gün içinde dışarıda çokça rastladığımız bir görüntü bu, yada sosyal medyada dolaşan birçok bunlara benzer fotoğraflar var. Bu fotoğrafları görenler, genelde kadına Yuhh çekmekte. Kimisi inanamayıp photoshop olduğunu ileri sürmekte ama benzerlerine reelde kendimiz de şahit olmaktayız. Peki kabahat bu ve bunun gibi altı kaval üstü şişhane giyinen kadınlarda mı..? Yoksa kadınlara yapılan yanlış telkinlerde mi..? Yoksa millete dayatılan yanlış bilgilerde mi..? Saçı açık kadınları günahkar görürsen, hatta aşağılaşıp namussuz, ahlâksız, orospu diye nitelersen, saçının bir telini gösterenin cehennemde 70 yıl yanacağını söylersen, kadınlara ve yaşı küçük kızlara sürekli türban telkininde bulunursan; olacağı budur, kimisi de çıkar, başını kapar başka yerini açar..

Peki kuran neyi yasaklıyor..? Kuran’da tesettürle ilgili 2 önemli ayet var. Nur 31 ve Ahzap 59 bu ayetleri Diyanet mealinden görelim:

Nur 31. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!

Ahzap 59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Asıl konumuz Nur 31’le ilgili. Çünkü Ahzap 59’da sadece kadınların dışarıya çıktıklarında dış giysilerini giymeleri söyleniyor. Böylece tanınır, taciz edilmezler diyor. Ayetin amacı belli, cariyelerle hür kadınları ayırmak.

Nur 31’in çevirisine baktığımızda ise tesettür olarak başörtüsü var ve bir de ziynetler var. Ziynetler konusunda 2 farklı görüş var.

Biri cinsel uzuvlar, diğeri ise küpe, kolye, zincir, bilezik, halhal vs.. takılar. Ziynetler cinsel uzuv olsa, görünen kısımlar müstesna ne demek..? Cinsel uzuvların mecburen görünen kısımları mı var..?

Ayrıca bir kadın babasına, kayınpederine, oğullarına, yahut erkek kölesine, hizmetkarına cinsel uzvunu nasıl gösterir..? Bu mümkün olmadığına göre ziynetten kasıt takılardır. O halde Diyanet’e ve o yönde meallendiren din adamlarına göre kadının kapanması gereken yer saçıdır. Çünkü meallerden kadınların ırzlarını korumaları için başlarını örtmelerinin istendiği anlamı çıkarılmaktadır. Ve topluma da böyle anlatılmaktadır. Ayette cinsel yerlerin örtülmesiyle ilgili hiçbir ifadeye yer verilmemektedir. Bu durumda bunların gösterilmesi serbest ama saçların gösterilmesi yasak yada günah mı anlayacağız..?

Diyanet ve benzer çizgidekilerin mealleri gibi örtünme saça-başa indirgenince bu anlaşılıyor. Ayette bir eksiklik ortaya çıksa da bu onlar için sorun teşkil etmiyor.
Çünkü sığınacakları yer var. “kuran’da belirtilmemiş ama hadislerde var” diyerek karşınıza hadisleri çıkarırlar. Bu hadislerle kadınları gözlerine varana kadar kapatırlar.
Sanki inananın allahı bunca ayetin arasında bir cümle ile bunu emretmekten acizmiş gibi.

Ya da diyeceklerdir ki “Oralardan bahsetmeye gerek duymamış, çünkü zaten onlar örtülüyor”. Bu da geçersiz, hala Afrika’da önünü bile kapatmayan insanlar var. Ya da önüne bir bez sarmış ama memeleri de, bacakları da tamamen açık yaşıyorlar. Bu insanlara Diyanetin mealini okusalar, başlarına bir bez parçası kapatıp yine çıplak dolanırlar. Fotoğraf’daki kadın da benzer mantıkta olmalı. Ya da sadece başörtüsü baskısı olduğundan diğer taraflarını önemsememiş görünüyor.

Diyanet zihniyetiyle düşünürsek; Allah ne hikmetse bir kitabında namusluya başını örttürüyor, diğer kitabında fahişeye..

Tevrat’tan: Yaratılış/38/14. Tamar üzerindeki dul giysilerini çıkardı. Peçesini örttü, sarınıp Timna yolu üzerindeki Enayim Kapısı`nda oturdu. Çünkü Şela büyüdüğü halde onunla evlenmesine izin verilmediğini görmüştü.

15. Yahuda onu görünce fahişe sandı. Çünkü yüzü örtülüydü.

Tamar’la Yahuda’nın öyküsünü tevratta okuyabilirsiniz.

Öyküde Yahuda’nın oğlu ölüyor. Geleneğe göre gelinini ikinci oğluna veriyor. O da ölünce adam üçüncü oğluna almıyor gelinini. Buna kızan gelin dulluk elbisesini çıkarıyor. Yüzüne peçe takıp kendisini fahişe imiş görüntüsü veriyor. Kaynatası Yahuda tanıyamadığı ve fahişe sandığı gelini ile yatmak istiyor.Tamar yatma karşılığında kadın adamın mührünü, kuşağını ve değneğini istiyor. Kadın gebe kalıyor ve yatma karşılığı aldığı Yahuda’nın özel eşyalarıyla, çocuğun kaynatasından olduğunu kanıtlıyor.

Cariyeler ve Hür kadınlar

Gerek islam öncesi Araplarda, gerekse İslami dönemde cariyelerin başlarını örtmeleri, cilbab giymeleri yasaktı. Çünkü hür kadınların cariyelerle karıştırılmaması ve cariyeler gibi taciz edilmemeleri istenirdi. Bunun işareti de baştaki örtüydü. Ahzap 59 ayeti bunun kanıtı olarak gösterilir. Ömer’in başını örten bir cariyeye vurup “Defâri… O baş örtüsünü çıkar. Yoksa hür kadınlara mı benzemek istiyorsun..?” deyip cariyeyi başını örtmekten men etmesi de bir başka kanıt olarak gösterilir. Araplarda da, Osmanlılarda da cariyeler başlarını örtemezdi.

Peki madem ki başörtüsü cariyelerle hür kadınları birbirinden ayırdetmek için ise; artık kölelik-cariyelik ortadan kalktığına göre, toplumun tüm kadınları hür vatandaş sayıldığına göre bu başörtüsü hala neden kuran emriymiş gibi ısrarla dayatılmaya çalışılıyor…?!

İlk Şeyhülislam Molla Fenari’nin tesettür meali

yıl 1425. Yaklaşık 600 yıl önce Osmanlı’nın ilk şeyhülislam’ı Molla Fenari ilk Türkçe meali yapan olarak bilinir. O dönemlerde başörtüsü-türban sorunu yoktur ve bakın onun mealinde Nur suresindeki ayetler nasıl çevrilmiştir:

Nur 30. “Eyit mu’minlere: Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasunlar ferçlerini; ol arurakdur anlara.”

Yani; “Söyle (erkek) inananlara: Gözlerini sakınsınlar (haramdan) ve cinsel organlarını saklasınlar; bu onlar için daha temiz davranıştır.”

Nur 31. “Dakı eyit mu’mine avratlara: Örtsünler gözlerinin bir nicesin, dakı saklasınlar ferçlerini. Dakı göstermesinler bezeklerini. Dakı bıraksunlar derinceklerini göncükleri üzre.”

Yani; “Ve söyle inanan kadınlara: Gözlerini sakınsınlar haramdan ve saklasınlar cinsel organlarını. Ve göstermesinler ziynetlerini. Ve yakaları üzerine bıraksınlar örtülerini.”

(Muhammed bin Hamza, “Kur’an Tercümesi, Birinci Cilt, sa. 283-284)

Görüldüğü gibi Molla Fenari ayetteki furuj’u ferc sözcüğünün çoğulu olarak almış. Ferc sözcüğü cinsel organ anlamında kullanılırmış. Ayette başı örtmek geçmiyor. Örtü ile örtülmesi istenen saçları değil, göğüsleri-memeleri. Molla Fenari mealinde açık açık cinsel organlar diye yazabilmiş. Ama günümüz soytarı mealcileri onun kadar yürekli değil.

Gericilerin bir kesimi var çarşafın Ahzab suresi 59. ayetinde geçen cilbab olduğunu öne sürerler. Yalandır..!

Ahzap 59. Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına hep söyle de cilbablarından (dış elbiselerinden) üzerlerini sımsıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına, tanınıp da eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Bununla beraber Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Cilbab, dış elbisedir ama çarşafla ilgisi yoktur. 2 parça değil, tek parça gömlektir ve kadınlar kullanabildiği gibi erkekler de kullanır. Erkeklerin kullandığına dair hadisler de vardır. İşte biri:

(Cilbabı “gömleği” haram olan erkeğin namazı kabul olmaz.) “Bezzar”

Araplarda ne İslam öncesinde ne de İslam’ın ilk dönemlerinde çarşaf giyildiğine dair hiçbir bilgi ve kayıt yoktur. Eski din kitaplarında da nafaka olarak verilen giysi listelerinde çarşaf geçmez. Dolayısıyla çarşafın İslam’a çok sonra girdiğinde bir şüphe yoktur.

Tefsirlerde Ayşe’nin ferace giydiği belirtilir. Nitekim İfk “aldatma” hadisesini anlatan Ayşe’ye ait hadiste de ferace geçer:

“…Derken uyumuşum, Safvân b. Muattal ordunun arkasına kalır, insanların eşyalarını araştırır, bir şey kalmış ise kaybolmaması için diğer konak yerine götürürdü, beni görünce tanımış “Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz” (Bakara, 2/156) demesiyle uyandım, hemen feracemle yüzümü örttüm, devesinden indi, ben bininceye kadar çekildi, bindim. Sonra deveyi çekti, yürüdü, öğle sıcağında orduya yetiştik; inmişler, bağrışıyorlardı….”

Osmanlı’da da kadınlar ferace giyerlerdi. Ferace, uzun, yakalı, saçları örtecek yaşmağı olan, eteğe kadar uzanan manto benzeri dış giysiydi.

Peki Osmanlı’da çarşaf..?

Çarşaf Osmanlı’da 19. Yüzyılın sonlarında rastlanmaya başlanır. Yani Anadolu müslümanlarında çarşafın tarihi 150 yılı bulmaz. İlk olarak Tanzimat döneminde hacca gidenlerin İranlı hacılardan görerek getirmeleriyle ülkeye girmiştir. Ancak başlangıçta tutulmamış ve din çevrelerince bidat olarak nitelenmiştir. Zaman içinde çarşaf kullananların sayısında artış yaşanmış, 1870’lerde yaygınlaşmıştır. Sultan 2. Abdülhamit tarafından İslam’da yeri olmadığı ve çarşaf giyenin erkek mi kadın mı olduğunun anlaşılmadığı gerekçesiylede yasaklanmıştır. Ancak 1913’de Rumeli’deki Ortodoks ve Yahudilerin giyimlerinden alışkanlık kazanan muhacirlerin göçüyle yeniden yayılmaya başlamıştır. (Diyanet Vakfı İslam ansiklopedisi)

Çarşafın kökeni paganlara dayanır:

Aslında Müslümanlara Yahudi ve Hristiyanlardan geçen çarşafın bu 3 dinle de hiçbir ilgisi yoktur. Hristiyanlığa ve Museviliğe de paganlardan geçmiştir. Tevrat’ta peçe fahişe giysisi olarak anlatılır.

Tevrat’tan: Tekvin/38/14. Tamar üzerindeki dul giysilerini çıkardı. Peçesini örttü, sarınıp Timna yolu üzerindeki Enayim Kapısı`nda oturdu. Çünkü Şela büyüdüğü halde onunla evlenmesine izin verilmediğini görmüştü.

15. Yahuda onu görünce fahişe sandı. Çünkü yüzü örtülüydü.

Tabletlerden ortaya çıkarıldığına göre Sümer ve Akad döneminde tapınak fahişelerinin yani kutsal rahibelerin örtüleri çarşaf şeklindeydi ve yüzü, başı örterdi. O dönemde halk açık giyerken, fahişeler kapanırdı, aynı Tevrat’ta bahsedildiği gibi. Ta ki Asurlulara kadar. Asur yasalarından anlaşıldığı üzere, Asurlular tam tersini uygulamaya geçtiler. Fahişelerin açık olmasını, fahişe olmayan kadınların ise kapanmasını şart koşar.

Assur Yasaları:

– İster evli kadınlar, ister dul kadınlar, veya Assur’lu kadınlar olsun sokağa çıkarlarken başlarını açmayacaklardır. Adamın kızları… ya bir şal, ya bir … veya bir Gulinu ile örtüneceklerdir.

– Fahişe örtülü değildir, başı açıktır. Örtülü bir fahişeyi gören olursa, onu tutuklayacak, şahitler bulacak; onu saray mahkemesine götürecek, ziynetlerini almayacaklar, onu yakalayan (sadece) elbisesini alacaktır. (Örtülü fahişeye) elli sopa vuracaklar, başına zift dökecekler.

Aynı Asurluların yaptığı değişiklik gibi zaman içinde Yahudiler ve ardından Hristiyanlar da giyim şeklini değiştirdiler ve örtündüler. İslam’da o yolu izledi. Suriye ve civarındaki gayrimüslim giysileri müslümanlara da intikal etti ve günümüzde sanki müslüman kadın giysisi çarşafmış gibi halka pompalandı. Öyle ki başörtülü, türbanlı hatta pardesülü kadının giyimini bile yetersiz görerek eleştirecek ve çarşafı dayatacak derecede bu küflenmiş assur yasası yaygınlaştı.

Tags: