Muhammed’in rüşvetciliği ve asıl amacı..! -3-

Muhammed’in peygamberlik kariyerine başladığı, güçsüz olduğu, sıkıştığı ve insanları ancak sözle dine davet edebildiği zamanlarda yumuşak üslup kullanmıştır. Bu dönemde insancıl ayetlerin ve hoşgörü sözlerinin yanında, peygamberliğinin amacının insanları Allahın dinine davet olduğunu, ücret istemediğini bu işi sırf insanları doğru yola ulaştırmak için yaptığını idda etmiş vede yazdığı kurana bu yönde ayetler yazmıştır. Bu ayetleri…

Muhammed’in peygamberlik kariyerine başladığı, güçsüz olduğu, sıkıştığı ve insanları ancak sözle dine davet edebildiği zamanlarda yumuşak üslup kullanmıştır. Bu dönemde insancıl ayetlerin ve hoşgörü sözlerinin yanında, peygamberliğinin amacının insanları Allahın dinine davet olduğunu, ücret istemediğini bu işi sırf insanları doğru yola ulaştırmak için yaptığını idda etmiş vede yazdığı kurana bu yönde ayetler yazmıştır. Bu ayetleri görelim.

Enam-90 “İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”

Yusuf-104 “Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.”

Sad-86 “(Ey Muhammed!) De ki: “Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim.”

Sebe-47 “De ki: “Sizden herhangi bir ücret istemişsem o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah’a aittir. O her şeye hakkıyla şahittir.”
GÜÇÜ ELİNE GEÇİRİNCE….

Muhammed askeri gücü ele geçirdikten sonra değişik bahanelerle kervan baskınları, insanları kaçırıp fidye isteme ve çevre kasabalara baskınlar yaparak ganimet elde etmeye başlamış, ilk başta elde edilen bu ganimetlerin tamamını sahiplenmek istemiş, ama gördüğü tepki üzerine ganimetleri müritleriyle paylaşmak zorunda kalmıştır.

Sözde ücret istemediğini söyleyen, amacının insanlara dini tepliğ etmek olduğunu söyleyen Muhammed’in böylece gerçek amacı da ortaya çıkmış oluyordu. Bu arada asıl niyetini gizlemek ve inandırıcı olmak için elde ettiği bu ganimetleri kendi geçimini sağlamanın yanında hayır işlerinde kullanılacağını kurana yazmayı da ihmal etmemiştir.

Enfal-1 “(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler Allah’a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”

Enfal-41 “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

Mücadele-12 “Ey iman edenler! Peygamber ile başbaşa konuşacağınız zaman, başbaşa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. “

Tevbe-103 “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

Tevbe-58 “İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar.”

Ayetlerde de görüldüğü gibi amaç malı götürmektir, yani anlayacağınız tezgah büyük açılmış.

Peki muhammed’in asıl amacı neydi..? Günümüzde Müslümanlar İslam’a karşı yapılan en ufak eleştiriye bile tahammül edemeyip küfür ederler. Dinlerini eleştiren kişiyi öldürmekten zerre kadar çekinmezler. Bunun örneklerini yakın ve geçmiş tarih sayfalarında gördük ve maalesef görmeye devam ediyoruz. Bu toleranssız ve tahammülsüz düşünce tarzı onlara Muhammed tarafından öğretilmiştir. Oysa Muhammed’in tahammülsüz karakter yapısının aksine, Mekkeli müşrikler kişilerin dini inançlarına saygılı ve toleranslı kişilerdi.

Arap yarımadasında dinsel tahammülsüzlük, İslam dininin ortaya çıkması ile başlamıştır. Sözde “Cahiliye Devri” diye adlandırılan dönemde Mekkeli halk, kişilerin dini inançlarını hiç bir şekilde müdahale etmeden Arap yarımadasında uyumlu bir şekilde Hıristiyan, Musevi, Putperest, Mecusi ayrımı yapmaksızın sorunsuz yaşamışlardır. İslam öncesi Arap tarihine baktığımızda, Arap yarımadası sınırları içinde gerçekleşmiş hiç bir dini savaşa rastlanmaz. Bu hoşgörü ortamında Muhammed yıllarca Mekkeli putperest halkın inançlarını karalamış, aşağılamış, Onca aşağılama ve karalamaya rağmen Mekkeli putperest halk hiç bir zaman Muhammed’e ve yandaşlarına hiç bir şekilde zarar vermemişlerdir.

Muhammed’in kışkırtıcı sözlerinden artık bıkıp usanan Mekkeli putperest halk, çareyi amcası Ebu Talib’e gitmek de bulmuş ve “medenice” Muhammed hakkında şikâyette bulunmuşlardır;

“Ey Ebû Talib! Sen bizim yaşlı ve ileri gelenlerimizden birisin. Yeğenini yaptıklarından vazgeçirmek için sana müracaat ettik. Fakat sen istediğimizi yapmadın. Vallahi, artık, bundan sonra onun babalarımızı, dedelerimizi kötülemesine, bizi akılsızlıkla ithâm etmesine, ilâhlarımıza hakaretlerde bulunmasına asla tahammül edemeyiz. Sen, ya onu bunları yapıp durmaktan vazgeçirirsin yahut da iki taraftan biri yok oluncaya kadar onunla da, seninle de çarpışırız.” İbni Hişâm, Sîre, 1/284; Taberî, 2/218; İbni Kesîr, Sîre, 1/47

Ebu Talib Mekkeli putperest halkın sözlerini dinler ve öz yeğeni olan Muhammed’i uyarır:

“Kardeşimin oğlu, kavminin ileri gelenleri bana başvurarak senin onlara dediklerini bana ârzettiler. Ne olursun, bana ve kendine acı ! İkimizin de altından kalkamayacağımız işleri üzerimize yükleme. Kavminin hoşuna gitmeyen sözleri söylemekten artık vazgeç” 234. İbni Hişâm, Sîre, 1/284; Taberî, 2/220

Müslümanlar Muhammed’in putperest halkın inançlarına sövmelerini görmemezlikten gelerek Müslümanları ve Muhammed’i mağdur kişiler olduklarını iddia ederler ve bilgisizlikten dolayı şu gibi sorular sorarlar…

1- Gerçekte Müslümanlara karşı sistemli bir baskı ve zulüm yokken, Müslümanları hicret etmeye zorlayan etken neydi…?

2- O zamanlar da baskı ve zulüm yoksa Müslümanlar neden evlerini terk ettiler…?

3- Tehlike altında olmayan Müslümanların durduk yere evlerini terk edip Medine’ye taşınmalarını nasıl açıklayabilirsiniz…?

Tüm bu soruların cevabını Kuran’da bulmak mümkündür. Hemen islam’ın ana dayanağı olan kuran’a bakalım..

Enfal-72 “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”

İşin aslı Müslümanlar Mekke’de ki putperest halkın işkencelerinden kaçmıyorlar, tam aksine Muhammed’in emri doğrultusunda evlerini terk etmeye zorlanıyorlar. Üstteki ayet, Mekke’den Medine’ye hicret etmek istemeyen Müslümanlar için yazılan bir ayettir. Sözde işkence ve baskı gören Müslüman halkın hicret etmek istemeyişi dikkatinizi çekmiş olmalı. Bugün Müslümanların bahsettikleri türde Mekke’de büyük bir işkence ve zulüm vardı ise, Müslümanlar neden seve seve Mekke’yi terk etmek istememişlerdir..? Neden Tanrı Allah olaya el koyarak Müslümanlara bu konuda ayetler indirmek zorunda kalmıştır..?

Bir başka ayette ise Muhammed, Müslümanlara yine şöyle sesleniyor;

Nisa-89 “Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.”

Üstteki ayette Muhammed Müslümanlara evlerini terk etmelerini ve Medine’ye göç etmelerini emretmekle kalmayıp hicret etmek istemeyenlerin öldürülmelerini emretmiştir. Müslümanlar Mekke’yi putperest halkın baskısı sonucu değil, Muhammed’in tehditlerinden dolayı terk etmişlerdir.

Nisa-97 “Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.”

Peki Muhammed neden böyle bir şeyi yapmak istemiş, amacı nedir..?”

Tıpkı tarihte ki diğer belli başlı liderler gibi, Muhammed’in de bir rüyası vardı. Bu tarz insanlar dava adamlarıdır. Stalin’in davası “halkların eşitliği”, Hitler’in davası ise “beyaz ırk’ın üstünlüğü”. İslami kaynaklara baktığımızda Muhammed’in davası “basta Arap yarımadasına ve daha sonra tüm Dünyaya hükmeden biri olmaktı.” arzusunu, Ibn’i Hisam’in da kaleme aldığı şu yazı gözler önüne seriyor;

Mekkeli müşrikler Ebu Talibin ölümüne yakın tekrar ziyaret ederek, arabulucu olmasını isterler.

“Ebû Talib ölmeden bu işe bir çözüm bulmalıyız, yoksa öldükten sonra Muhammed’e yapacağımız her iş için bizi ayıplarlar. Ebû Talib sağken bir şey yapamadılar, o öldü, yeğenine şunları şunları yaptılar, demesinler.”

Bu düşüncelerinden dolayı müşriklerin ileri gelenleri toplanarak Ebû Talibi ziyarete gittiler. Sağlık temennilerinden sonra Ebû Talib’e dediler ki:

“Ey Ebû Talib ! Sen bizim reisimiz, büyüğümüzsün. Şunu görüyoruz ki, sana ölüm yaklaşmıştır. Biz senin ölümünden korkuyoruz, sen sağken şu meseleyi halledemedik, öldükten sonra hiç halledemeyiz. Sen şimdi sağken onu çağır, ondan sağlam bir söz al, biz de bir söz verelim. Bundan sonra ne o bizimle uğraşsın, ne de biz onunla.”

Ebû Talib, Kureyş heyetini dinledikten sonra yeğenine haber salarak, yanına gelmesini istedi. Amcasının davet haberini alan kâinatın efendisi, hemen ölüm döşeğindeki Ebû Talib’in yanına vardı. Bir anda kalabalık bir Kureyş topluluğu ile karşılaşan Efendimiz, bu davetin altında bir şeylerin yattığını anlamakta gecikmedi. Ebû Talib, Kureyş heyetinin isteklerini yeğenine anlattı.

“Ey kardeşimin oğlu ! Kavminden ne istiyorsun?” dedi.

Kâinatın Efendisi “Kendilerinden bir kelime istiyorum. Eğer söylerlerse, bütün Araplar o kelime sayesinde kendilerine uyacak, bütün acem o kelime sayesinde onlara cizye ödeyecek.” dedi.

Ebû Talib atılarak:”Yani tek bir kelime mi?” diye sordu.

Hemen konu ile ilgili hadislere bakalım..

Efendimiz:”Evet, amcacığım tek bir kelime. “Lâ ilâhe illallah” diyecekler.” Sad, 38/1–8. Tirmizî, Tefsir, Sad (3230)

Göründüğü gibi muhammed daha henüz bir düzine müridi olduğu zamanlarda bile dünyayı fethedebilmenin fantezilerini kendi kafasında canlandırmaktaydı. Sizce tüm insanlığa örnek kişi olsun diye gönderilen bir peygamberin ülke fethetmek yerine, insanlara rehberlik eden daha asil düşüncelere sahip olması gerekmiyor mu..?  Sözün özü şudur ki, hiçbir zaman öyle islamcı alimlerin anlattığı gibi güller dağıtarak islam’a davet olmadı, her zaman bir zorbalık ve vahşet vardı, islam korku, dışlanma ve ölüm tehditleri ile yayıldı. Bu durum Türklere de bu şekil de yansıdı, yüzbinlerce Türk başları kesilerek bedenleri ağaçlara asıldı, kılıç zoru ile ölüm tehditleri ile islama geçirildiler, Türk toplumundan gizlenen 70 sene süren bu katliamlara daha önce “Türklerin kılıç zoru ile islam’a geçirilişleri” adlı makâlede yer vermiştim.  Devam edelim…

İnsanları cizyeye bağlayıp haraç almak niyetinde olan bir kişi nasıl olurda adaletli ve sonsuz merhametli bir Allah’ın insanlığa örnek olsun diye sunduğu bir peygamber olabilir..? Muhammed’in, Hitler’den, farkı nedir..? Psikolojik rahatsızlıkları olan insanların ruh hali çok çabuk değişir. Bunu günümüzde de bir çok örnekle de görüyoruz. İslam kaynaklarına baktığınızda Muhammed’in ruh halinin bazen çok yükseklerde olduğunu, tüm dünyayı ele geçirmek istediğini görebilirsiniz, ki kuran iniş sırasına göre okunduğun da tüm ruh hali çok daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Evet söylenildiği gibi “Kuran apaçık bir kitap” değilmidir zaten, bir sorgulamaya bakar herşey saçılıverir ortaya, yeterki birkez tarafsızca sorgulayarak korkmadan okunulsun..!

Neyse, dönelim konumuza…

Muhammed, ruh halinin bozuk olduğu anlarda ise intiharı bile düşünmüştür;

Yüce bir dağ zirvesine çıkıp oradan kendimi aşağı atar böylece bu sıkıntıdan kurtulurum, dedim. Böylece yola çıktım, dağın ortasına varmıştım ki, birden bire gökten “Ya Muhammed, Sen Allah’ın Resulüsün. Bende Cebraillim” diyen bir ses duydum. Başımı göğe kaldırdım. Birde ne göreyim ! Cebrail bir insan suretinde ayaklarını semanın ufuklarında açmış vaziyette. Ya Muhammed sen Allah Resulüsün, bende Cebrail’im dedi.
Kaynak: (İbni İshak; İbni Hişâm, Taberî ve Heyhakî)

Muhammed’in ruh halinde ki bu tür değişiklikler, bize aslında Muhammed’in dengesiz ve psikolojik yardıma muhtaç bir insan olduğunu göstermekte. İnsanlar tarafından itaat edilen ve onlara hükmeden kişi olma arzusu o kadar güçlüydü ki, bu heves onu vicdani hislerden yoksun bırakmıştır. Aslında muhammed insanlar üzerinde otorite sahibi olmayı arzulayan ve hayallerine ulaşmak için her şeyi yapabilecek kadar psikolojisi darmadağan olmuş bir insan durumundaydı.

Tags: