Muhammed’in doğumu ve peygamberlik iddiası..! -1-

Arabistan’ın Mekke şehrin de, 571 tarihin de Amine isimli dul bir kadın, Muhammed ismini verdiği bir çocuğu dünyaya getirmiştir. Hatta bazı rivayetlere göre Muhammed’in annesinin o’na ilk verdiği isim “Kotan” (doğruluğu tartışılır) ve bu isim 50 yıl sonra Medine’ye göç ettiğinde halk tarafından “hamd edilen kimse” anlamında Muhammed olarak değiştirilmiştir. Kuran-i Kerim’de defalarca “hamd, yalnız…

Arabistan’ın Mekke şehrin de, 571 tarihin de Amine isimli dul bir kadın, Muhammed ismini verdiği bir çocuğu dünyaya getirmiştir. Hatta bazı rivayetlere göre Muhammed’in annesinin o’na ilk verdiği isim “Kotan” (doğruluğu tartışılır) ve bu isim 50 yıl sonra Medine’ye göç ettiğinde halk tarafından “hamd edilen kimse” anlamında Muhammed olarak değiştirilmiştir. Kuran-i Kerim’de defalarca “hamd, yalnız Allah’a mahsustur” dendiği halde, Muhammed, hamd edilen kişi anlamındaki kendi isminden hiç bir zaman rahatsız olmamıştır.

Hz.Muhammed babasını doğumundan kısa bir zaman önce kaybetti. Annesi Amine ise genç yasta dul kalmıştı ve Arap kültüründe iyi bilinir ki dul bir kadın olarak yaşamak zordur. Bazı bilimsel araştırmalara göre hamilelik zamanında depresyon geçirmiş kadınların çocuklarında sinirsel, içine kapanıklık, saldırganlık, kişilik ve davranış bozuklukları olduklarını saptamaktadır. Bu tür rahatsızlıkları Muhammed’in ileriki yaşamında rahatlıkla görebiliriz.

Muhammed daha 6 aylıkken annesi Amine o’nu amcası Ebu-Leheb’e verdi. Ebu-Leheb zamanının en varlıklı kişilerinden biridir. Muhammed ileriki yıllarda büyüyünce Ebu Leheb ve karısına kendisini büyüttükleri için şu sözlerle teşekkür etmiştir;

Tebbet Suresi

1.Ebu Leheb’in elleri kurusun. Zaten kurudu.

2.Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı.

3.O, bir alevli ateşe girecektir,

4, 5.Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu halde sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir).

Muhammed muhtemelen psikolojik rahatsızlıkları olan bir çocuktu. Sütannesi Halime’nin ağzından aktarılan bir olay Muhammed’de ki psikolojik rahatsızlığı çok açık ve net ortaya koymaktadır. Ünlü İslam alimi Ibni İshak’ın aktardığı olaya bakalım;

Halime ve Muhammed’in amcası anlatıyor; “Bunun üzerine ben ve kocam evden çıkıp Muhammed’in yanına vardık. Çocuğu yüzü sararmış bir durumda ve ayakta bulduk. Ben ve kocam onu kucaklayıp, Ey çocuğum..! Sana ne oldu….? Deyince o bize.. Üzerlerine beyazlar elbiseler giyinmiş iki adam beni yere yatırdılar. Karnımı yardılar ve karnımdan bir şey çıkardılar. Sonra onu yine yerine koydular.? dedi. Bunun üzerine çocuğu alıp birlikte döndük.

Ibni İshak’ın üstteki yazısını da okuduktan sonra bir konuya daha dikkatinizi çekmek isterim. Muhammed 114 sure ve 6234 ayetten oluşan kitabında hiç bir zaman kendi annesi Amine’den bahsetmemiştir. İsa’nın annesi Meryem için boy boy ayetler yazan Muhammed, kendi öz annesi için kitabın da tek bir söz bile etmemesi çok ilginçtir.

Bugün bilimsel araştırmalarda kanıtlanmış diğer bir gerçek ise şudur ki; küçüklüklerin de anne şevkati görmeyen çocuklar büyüdüklerinde tüm kadınlara karşı kin beslemektedirler. Tüm seri kadın katilleri, anne sevgisi hiç görmemiş, annelerinden nefret etmiş psikolojik rahatsızlıkları olan kişilerdir. Muhammed’in neden kadınlardan bu derece nefret ettiği (cehennemin kadınlarla dolu olduğu yönünde hadisi vardır), kitabında onları ikinci sınıf kişilikler olarak gördüğü hep annesinden kaynaklanan psikolojik rahatsızlıklara dayalı olabilir.. Ayrıca anne sevgisinden yoksun büyüyen çocuklar büyüdüklerinde de kendilerinden çok olgun, yaşca büyük kadınlarda cinsel çekicilik bulmaktadırlar. Muhammed’in 25 yaşında, 40 yaşında ki Hatice ile evlenmesinin nedenlerinden biride bu olabilir. Peki, Hatice’yle evlenmesini sağlayan ticaret hayatı nasıl başladı.?

Muhammed dokuz yaşındayken amcası, ticaret yapmak için gittiği Suriye’ye onu da götürdü. Busra kasabasında bir rahibin (Bahira) onun peygamber olacağını haber verdiği söylenir. Genç Muhammed 17 yaşındayken de amcası Zübeyir ile Yemen’e gitti. Bu geziler, bilgi ve görgüsünü artırmasının yanı sıra ruhsal yapısının değişiminde etkin rol oynadı. Bu arada da amcaları ile birlikte Kureyş ve Kays kabileleri arasındaki Ficar Savaşı’na katıldı. Ticaretle olan ilgisi Hatice ile tanışmasına neden oldu ve onun sermayesi ile ticarete başladı. Suriye’ye yaptığı ilk seferde çok kazanç elde etti.

Muhammed 25 yaşına geldiğinde, yanında çalıştığı Hatice dul bir kadındı ve eski kocasından 3 çocuğu bulunuyordu. Muhammed’in zekâsı ve içine kapanıklığına aşık olan Hatice Muhammed’e evlenme teklif etti.

Muhammed çocukluğundan da gelen hem duygusal ve hem de finansal bir boşluğun içindeydi. Haticenin teklifini tereddütsüz kabul etti. Muhammed Hatice’de hem yıllardır aradığı anne sevgisini bulmuş, hem de böylece para ve servete kavuşmuştu. Bundan sonraki hayatında artık fazla çalışmasına hiç gerek kalmamıştı.

Muhammed artık çocukluk yıllarında ki kendini sığıntı gibi gören, istenmeyen çocukmuş gibi hissettiği biri değildi. Hatice’nin serveti ile saygı duyulan “zengin” bir kişiydi. Hatice evin reisi olarak ticaret ile koştururken Muhammed’in artık para kazanma gibi bir derdi yoktu. Okuma ve yazmayı bu zaman içinde öğrendi diyebiliriz, çünkü okuma yazma bilmeyen bir kişi Arabistan gibi bir yerde Haticeden sonra tüccarlık asla yapamaz.

Muhammed artık sık sık mağarasına çekiliyordu. Ayşe, Muhammed’in mağarada çokça geçirdiği zamanları şu hadiste bize anlatıyor;

Ravi: Aişe
Hadis: Resulullah (sav)`a vahiy olarak ilk başlayan şey uykuda gördüğü salih rüyalar idi. Rüyada her ne görürse, sabah aydınlığı gibi aynen vukua geliyordu. (Bu esnada) ona yalnızlık sevdirilmişti. Hira mağarasına çekilip orada, ailesine dönmeksizin birkaç gece tek başına kalıp, tahannüsde bulunuyordu. Tahannüs “ibadette bulunma” demektir.  Bu maksatla yanına azık alıyor, azığı tükenince Hz. Hatice (ra)`ye dönüyor, yine aynı şekilde azık alıp tekrar gidiyordu.

Hadisten de anlaşıldığı gibi Muhammed’in artık hiç bir derdi hiç bir kaygısı yoktu. Zaman Muhammed için su gibi akıyordu. Her şey çok güzeldi artık. 40 yaşına geldiğinde bir gün mağara’da Muhammed daha önce hiç yaşamadığı bir olayla karşı karşıya kaldığını iddia etti.

Bir gün ona melek gelip: “Oku..!” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Ben okuma bilmiyorum..!” cevabını verdi. (Aleyhissalatu vesselam hadisenin gerisini şöyle anlatıyor: “Ben okuma bilmiyorum deyince) melek beni tutup “kucakladı” takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı. Tekrar: “Oku..!” dedi. Ben tekrar: “Okuma bilmiyorum..!” dedim. Beni ikinci defa kucaklayıp takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra tekrar bıraktı ve “Oku..!” dedi. Ben yine: “Okuma bilmiyorum..!” dedim. Beni tekrar alıp, üçüncü sefer takatim kesilinceye kadar sıktı. Sonra bıraktı ve: “Yaratan Rabbinin adıyla oku..! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin kerimdir, o kalemle öğretti, insana bilmediğini öğretti” (Alak 1-5) dedi.” Resulullah (sav) bu vahiyleri öğrenmiş olarak döndü. Kalbinde bir titreme (bir korku) vardı. Hatice`nin yanına geldi ve: “Beni örtün, beni örtün..!” buyurdu. Onu örttüler. Korku gidinceye kadar öyle kaldı. (Sükunete erince) Hz. Hatice (ra)`ye başından geçenleri anlattı ve; “Nefsim hususunda korktum..!” dedi. Hz. Hatice de: “Asla korkma..! Vallahi Allah seni ebediyen rüsva etmeyecektir. Zira sen, sıla-i rahimde bulunursun, doğru konuşursun, işini göremeyenlerin yükünü taşırsın. Fakire kazandırırsın, misafire ikram edersin, Hak yolunda zuhur eden hadiseler karşısında (halka) yardım edersin!” dedi.

Muhammed’in mağarada elinde bir kitap olduğu aşikâr. Çünkü hayali dünyasında gördüğü yaratığın ona durduk yerde oku demesi için önünde ya da elinde bir kitap olması lazım..!  Zaten başka türlü akıl sağlığı yerinde olan bir insan kitap ya da okunulacak hiç bir şey olmadan ne diye yıllarca gidip mağarada yalnız oturur durur..?  Muhammed’in geldiğini iddia ettiği bu ilk vahiy sonrasında, artık Muhammed kendisinin bir peygamber olduğunu zannetmesi için yeterli bir nedendi.

Her ne kadar da ona göründüğünü iddia ettiği hayali yaratık başlarda Muhammed’e “sen peygambersin” demese de, Muhammed artık kendi aklınca bir peygamberdi ve bu aklından geçen düşünceyi ilan etmesi gerekiyordu, öyle de yaptı.

Şimdi siz eğer bir inançlıysanız, bu yazdıklarıma büyük bir ihtimalle kızıp küfür edeceksiniz, fakat bu şekilde kızarak kendinizi çok yıpratmayın derim..!  Çünkü Muhammed’in küçük yaşlardan beri gelen bu bozuk psikolojik durumu daha net görebilmek için kuran’ı (İniş sırasına) göre okuyup, Muhammed’in bozuk ruh halini, zaman içinde yaptıklarını, hasta beyninin ne kadar çok fikir değiştirdiğini, tutarsızlıklarını ve tüm olan biteni çok daha iyi görebilirsiniz.

Tags: